ZAMANI YAŞAMAK

“Zamanı Tanrı yaşar insanoğlu hep ölmek için türemiş .” diyor Bilge Kağan Orhun Abidelerinde. Kardeşi Kültiginin ölümü üzerine söylüyor bu cümleyi. Yaşamak güzel demiştik daha önce. Ama ne yaparsak yapalım ölüm de bir gerçek. Kantın dediği gibi zaman sessiz bir testere gibi biçiyor, şekil veriyor bize. Zaman ile ilgili çok söz var dilimizde.

Ben en çok “Zaman sana uymazsa sen zamana uy.” sözünü seviyorum. “Biz genç iken…” diye söze başlayanlar hayatta yol almışlardır epey. Kuşaklar birbirini takip eder. Çağa ayak uydurmak zorundayız. Yoksa yarışı kaybederiz. Ve zaman bizi ezer geçer. Bir de “Ben senin yaşına dönemem ama sen benim olduğum yaşa çabuk geleceksin.” Sözünü severim. Yaşlanıyor muyuz evet hem de hızlı bir şekilde.

Zaman hızla geçip giderken geçmişi düşünürüz ara ara. Özellikle internetin, bilgisayarın, cep telefonunun olmadığı zamanları. Şimdiki çocuklar soruyor ya,

“Anne siz daha önce nasıl yaşadınız? Bilgisayar yok, internet yok, cep telefonu yok,  …”

Evet, bunlar yoktu o yıllarda. Altmışlı, yetmişli, seksenli yıllarda doğanlar Allahın sevgili kullarıdır belki de. Onların hayatları gerçekti. Şimdiki gibi sanal değildi her şey. Yedikleri organikti, içtikleri doğaldı. Bu kadar koşuşturma yoktu şimdi öğrencilerin hafta sonları da dolu. Sokakta ne güzel oyunlar oynanırdı. Ben de yaş itibarı ile o kuşağa girenlerdenim. Buzdolabı olmasına rağmen testi vardı bizim evde. Testi ile taşıdığım su yayla suyuydu. Arkadaşlarımızın evine giderdik herkesin sofrası gelene açıktı. Kalabalık olmayı severdik.

Susayınca musluktan su içerdik. Su plastik şişelere girmemişti o zaman. Ekmeğe salça sürerdik, yine ekmeğe süzdürülmüş yoğurt sürer üzerine şeker ekerdik. Hamburger yoktu o zamanlar, iyi ki yokmuş. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. İki ince çubuk parçasını artı şeklinde iple bağlayıp annemin verdiği kumaş parçalarından elbise yapardık bebeklerimize. Özellikle tatil günleri karanlık kavuşuncaya kadar dışarıda oynardık. Zor alırlardı bizi eve. Yemekler doğaldı erişte kesilir, kışlık yufkalar hazırlanır, salça çıkarılır, tarhana karılır, bulgur kaynatılırdı. Bahçelerde mutlaka baca bulunur bir çuval undan kışlık yufka yapılırdı. Akşama kadar sürerdi imece vardı herkes birbirine mahallede yardım ederdi. O hamurla ıspanaklı, peynirli, patatesli, haşhaşlı gözlemeler yapılır orada hep beraber yenirdi. O kokular hiç gitmez burnumun ucundan.

Şimdi yeniden eskiye yöneliş var. Çünkü hastalık arttı, kötülük arttı, şiddet arttı, sevgi saygı azaldı. Yeme içme konusunda doğal, organik ürünleri tercih ediyoruz daha pahalı olsa bile bulunca alıyoruz, ev eriştesi, ev salçasını tercih ediyoruz çünkü her şey gibi gıdalarda bozuldu. Bozuk bir düzen, bozuk insanlar, liyakatsiz görevler, arsızlar, hırsızlar, özellikle din ile insanları aldatanlar her şey bozuldu şimdi. İnsan bozuldu.

Her şey bozuldu ama hayat yine de devam ediyor ve edecek. Ve zaman kolay elde edilen ucuz şeyleri yok edecek. Ve zaman, zamanla pek çok örtüyü kaldıracak her şey ortaya çıkacak. Chaplinin dediği gibi  “Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar.”

O halde zamana bırakalım dostlar, ümitsiz olmayalım,  zaman dünyaya sağlık, barış, huzur, mutluluk getirsin.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Ayla Coşkun Ceren yazıları

22ARA2020