VALİ ABDULAZİZ AYDIN'A METKUP

VALİ ABDULAZİZ AYDIN'A METKUP

Söze başlarken tereddüt yaşadım. 

Resmiyeti, protokolü sevmem zira edebiyat protokolü kabul etmez. 

Bundandır; Bey, Sayın hitabından vazcaydım,

En güzeli ‘Sevgili’ 

Evet başlayalım!

Sevgili Valim;   

Hani mektup adetindendir,  ilk önce hal hatır sorulur ardından kendinden bahsedersin.

Lakin hal hatır sormaya korkuyorum.

İmam Gazali; ‘Merak etmediği, dert etmeyeceği halde nasılsın diye sormak münafıklıkta bir mertebedir” der.

Münafıkla, gerçek Müslüman’ı ayırabilmenin büyük meziyet gerektirdiği günümüzde hassas davranmak doğru olmasa da daha gerçek olacak!

***

İkinci kısma geçip kendimden bahsedeyim;

Herkesin korkup, ağzını açamadığı dönemlerde çok sert yazılar yazdım, sesi en çok çıkan, muhalif yazardım. 

Yeniler bilmez;

Linç edildim, aç kaldım, mahkemelerde süründüm. Bolu’da hakkında en çok soruşturma açılan yazar oldum. 

Öyle bir hale getirdiler ki; şimdi Adliyeye dost ziyaretine dahi ayağım varmıyor. 

Akif'in şiirlerini okuyup ağladığımız arkadaşlarımız, dünün masum temiz çocukları bugünün zalimi oldular. 

Artık günümün çoğunu kızımla (Gülce’m) le geçiriyorum. 

Onunla birlikte yeniden büyüyorum. 

Onun saflığıyla, temizliğiyle, gülüşüyle kırklanıp, günahlarımdan arınıyorum. 

***

Sevgili Valim;

Meslekte 30 yılı geçtim.

Bu zamana kadar tahmini 10-15 Valiyle çalıştım. 

Bolu’da Ahmet Zahteroğlulları dışında tüm Valilerle ilk başta pek uyuşamadık. 

Sonrasında birçoğuyla Bolu öznesinde buluşmayı başardık. 

Zehtaroğlulları’yla da kavgamızı öncesinde yapmıştık.

Sonrasında gerek kalmadı. 

Artık, yorgun yüreğim kavgayı kaldırmıyor. 

Lakin birkaç cümle etmeden geçemeyeceğim. 

Valilik, Ali Serindağ’dan bugüne şehirden, toplumdan en uzak dönemini yaşıyor. 

Kolay değil; gelir gelmez Kartalkaya gibi bir faciayla karşılaştık. 

Ben dahi bir gazeteci olarak hala kabullenmiş değilim. 

İnkar yolunu seçip, Kartalkaya’yla ilgili haber yapmıyorum. 

Yüzleşemiyorum, yüreğim acıyor. 

Aladağlara, Sarıalan’a gidip sarıçiçeklerle dertleşiyorum. 

***

Sevgili Valim;

Şimdi tam zamanıdır. 

Mayısla birlikte Aladağ’da, Sarıalan’da ovalar sarıya boyanır. 

Çiçeklerin her biriyle arkadaş oldum. 

Geçen yaz bu zamanlardı;

Zuhal’i alıp Aladağ’lara koştum. 

İmkanım olsa şehre hiç getirmem.

Şehirde beton binaların arasında, siyasetin kirlettiği sokaklarda üzerine bir leke değecek diye ödüm kopuyor. 

Hep burada sarı çiçeklerin arasında bir çiğ tanesinin saflığında kalsın, her bakışımda, her dokunuşumda, her koklayışımda yeniden aşık olayım istiyorum. 

***

Nerde kalmıştık;

Geçen yıl bu zamanlar, Aladağ’lar da sarıçiçeklerle sohbet ediyorum. 

Benekli bir inek, dilini tırpan gibi kullanıp, çiçekleri kökünden kopartıp hatur hutur yiyor. 

Elimde ki sopayla tam kovalayacaktım ki, 

Sarıçiçek; ‘Yapma Mehmet, ürkütme hayvanı, bırak yesin, ben onun midesinden memesine ineceğim orada süt olacağım, yağ olacağım. Gülce o sütten içip, yağdan yiyecek ve büyüyecek. Ben seneye Mayıs ayında yine aynı yerde, burada açıp seni bekleyeceğim’ dedi.

Ayet olmasa, Allah korusun reenkarnasyona inanacağım.

Sevgili Valim;

‘Şimdi bu meczup nereden çıktı sarıçiçeklerle konuşuyor’ deme,

Yunus konuşuyorsa, anne babasını soruyorsa biz de konuşmalıyız. 

Hal, hatır sorup akraba olmalıyız. 

Onlarla akraba olmadan, arkadaşlık kurmadan bu toprakları anlayamayız.

***

Sevgili Valim;

Tüm bunları neden mi anlatıyorum.

Bolu’yu anlamak ve tanımak için, bu yaylalara çıkmak gerekir. 

Bu yayların kapısı, protokolü yoktur, 

Yeşil çayırlarda, böcekler, rüzgarlar, kuşlar birbirine karışır.

Sırtını çimenlere yaslayıp uzandığında ayaklarına, bedenine bir güç gelir.

Vahiy gelecek sanırsın.

Sevgililerin en sevgilisi Hz. Muhammed’i düşün, Musa’yı düşün, İbrahim’i düşün. 

Hiç birine vahiy sarayda gelmedi. 

Başını kaldırıp karşı dağlara bakınca, bulutlar içerisinde yaylalar görürsün.

Eskiden bu yaylalar çocuk sesleriyle şenlenirdi. 

Şimdi eti kemiğine yapışmış ninelere kaldı.

Gece soğuyunca yakacağı odunları sırtlamış yarı büklüm yürüyor. 

Seslensen, elindeki sopayı selam yollar gibi havaya kaldırır dönüp bakmadan yoluna devam eder. 

Yükü ağır olanlar sırtını dönmeden gider. 

Allah şahittir, bu yaylalara, bu dağlara sırtımı hiç dönmedim. 

***

Sevgili Valim;

Bu yaylalar, bu mağaralar beş bin yıllık, on bin yıllık kültürü içinde saklar. 

Saflığını, temizliğini hiç kaybetmez.

Hangi çayıra gidersen, daha önce hiç ayak basılmamış, ay toprağı gibi...

Her Mayıs geldiğinde ayaklarım beni bu yaylalara çeker. 

Her yaz buralara gelip havasını, rüzgarını anamın turşuları gibi kavanozluyorum, kış gelince açıp açıp yiyorum. 

***

Velhasıl Sevgili Valim;

Demem o ki, 

Bu yaylaları bilmeden, sarıçiçeklerle konuşmadan, Aladağ çayının soğuk suyunu hissetmeden, Çele Barajını yapmak, eski Adliye arsasına Kütüphane dikmek, Büyüksuyu temizlemek, Hastanelerin çilesini bitirmek, turizmde yol almak imkansızdır. 

Bütün sır o sarıçiçektedir. 

Bütün sır, gözyaşlarımı taşıyan rüzgarların onları bıraktığı, usul usul akan derelerdedir. 

Ahh dereler;

Sırlarımı kimseye söylemese dereler...

Ahh dereler;

Yaylalardan kopup gelip, Büyüksu’da kirlenen dereler!

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Mehmet DEMİRCİ yazıları

23MAY2025