Resim sergilerinden, galerilerden oldum olalı uzak durdum.
Sanat Dergisi çıkarttığım yıllarda da sergi davetlerden hep kaçtım.
Rönesans dönemi ressamlarının eserlerine dönüp dönüp kaç kere baktım, kaç kitap okudum hatırlamıyorum.
Hiçbir şey anlamadım.
Ressam arkadaşlarla uzun uzun tartışmalar yaşadık.
Savunmam hazırdı;
Resim cansızlaştırır, cümle-edebiyat can verir.
Siz, tabiatı fırçalarla, boyalarla cansızlaştırıyorsunuz, oysa ben kuru bir ağaç dalına dahi cümlelerimle hayat veriyorum, hayal ettiriyorum.
Hem cümleler Allah’ın dili, Ondan geldiğinden büyük bir kutsallık barındır” derdim.
Tartışmalarımız uzayıp giderdi.
İtiraf etmeliyim ki, gençlik yıllarımın bu tartışması; eksikliğimi, cahilliğimi cümlelerle örtme çabasından başka bir şey değildi.
Çok sonra fark ettim o en yüce ressamın, Dünyayı, doğayı, insanı nasıl resmettiğini...
***
Asiye Hala’nın evi; en fazla on adımla geçebileceğiniz bir bahçenin ucunda tek katlı küçük bir ev.
Alpagut’ta yeni yapılan lüks binaların arasında Bent Deresinde ki gecekonduları anımsatıyor.
Beni yıllardır bu bahçeye çeken, ilk adımla birlikte yüreğimde çocuksu bir hafiflik ve mutluluk yeşerten nedir?
Çok zaman sonra anladım;
Aslında yüreğimde ki huzur, o yüce ressamın Asiye Hala’nın yüzüne çizdiği cennetti.
İçimde tutmadım;
Oy benim güzeller güzeli Halam; Rabbim senin yüzüne öyle bir cennet çizmiş ki, her gördüğümde tüm sıkıntılarımdan uzaklaşıyorum’ dedim.
Koluna girip küçük adımlarla bahçenin ucuna gidip oturduk.
Resmeden kusursuz yaptı lakin biz bozmak için her türlü çabayı gösteriyoruz.
Eskiden buradan Bolu’ya baktığımda Rabbime şükrederdim.
Onun yoluna daha sıkı sarılırdım.
Şimdi baktığımda beton duvarları ve şeytanı görüyorum.
İnsanlarda öyle oldu, onun yolundan uzaklaştılar, şeytanın ipine sarıldılar ve o yüce ressam hepsinin yüzüne günahlarını çizdi.
Yıllardır bu bahçeye kimseyi dokundurmamamın sebebi, resmedilen bu kusursuz güzelliğin bozulmasından korkmamdır.
Taşın çiçek açmadığını su bitince anlayacaklar ama geç olacak” dedi.
***
Sahi su demişken;
Ormanlar ve göller yöresi Bolu’da geçen yaz 20 günlük suyumuz kalmıştı.
Rabbim merhamet etti, yağmurlar geldi susuz kalmaktan kurtulduk.
Tekke Barajını haber yapmaktan bıktım.
Tam 11 yıl geçti.
Mustafa Allar, Gerede’nin suyunu Ankara’ya verirken, başına neler geleceğini anca idrak etti.
Şimdi su, su diye haykırıyor.
Mengen’de Domuz Alanı suları...
Araya girip susturuyor beni.
Ne güzel sohbet ediyorduk, yine konuyu siyasete getirdin.
Bak Erich Fromm’u hiç okudun mu?
Yüzünü buruşturma, belli ki okumamışsın!
Erich Fromm, Bir ilişkiyi az seven yönetir, Çünkü çok seven kaybetme korkusundan her şeyi kabul eder’ der.
Bu siyasette de böyledir.
Bizi yönetenlere bi bak, hangisi Bolu’yu seviyor. Hiç biri. Sevseler yönetemezler zaten.
Ya Hala, yine kafamı karıştırdın, bari şu Ramazan’da bırakalım felsefeyi.
Ben seni bulmuşken içimi dökeyim istedim.
Kimseyle konuşamıyorum, yapılan saçmalıkları görünce kafamı duvarlara vurasım geliyor.
‘Gülümsüyor, hadi anlat bakalım’ diyor.
Sırtını duvara yaslayıp sordu; “Çele Barajı ne oldu. Var mı bi gelişme?
Çele Barajından geçtik Halam. Onun yapılma gibi bi ihtimali yok.
Hem Tanju Başkan olduğu sürece ne baraj yaparlar, ne D-100’e kavşak. Ne de arıtma...
Kavşaklarda kaza olmuş, gencecik insanlar ölmüş, Büyük su kirlenmiş, Bolu susuz kalmış zerre umurlarında değil.
Tek düşündükleri Belediye prim yapmasın.
Ha seninkinin de düşüncesi bunlardan çok farklı değil.
O da aynı kafada.
Bilmem mi Mehmedim, bilirim elbet...
Önemli insan olmak kolaydır. Zahmetli olan değerli olabilmektir.
Bak hepsi önemli insanlar ama hiçbir değerleri yok.
Senin de çok bi beklentin olmasın.
Ben boşuna mı çekildim köşeme sanıyorsun.
Tenhada iyileşir insan. Kendine sarılmayı, ısınmayı öğrenir ve üşümez artık.
Ben yaralarımı böyle iyileştirdim.
Sende öyle yap...
Konuyu değiştirmesem yine felsefeye bağlayacak!
***
Yeni Valimizi nasıl buldun Hala.
Hiç takip ettin mi?
Benim Valilerle ne işim olur yavrum.
Sadece Göynük gezisi dikkatimi çekti.
İlk ziyaretini oraya yapmış, koşarak Akşemseddin’e gitmişti.
Bir gün bu şehre bir Vali gelir ve Akşemseddin’den önce Ömer Sikkin Hazretlerine giderse, bende şu halimle varıp o Vali’nin elini öpeceğim.
***
Bak yavrum, yıllardır aynı şeyleri konuşuyoruz.
Adliye yeni yerine taşındı eski yerinde müze olacak, kütüphane olacak derken kaç yıl geçti; 7 yıl...
Bi Millet Bahçesi yapacağız dediler, yok al atını, yok tımarını kaç yıl geçti; 6 yıl...
Karacasu’da ki Fizik Tedavi sözünü Tayyip Bey, müjdesini Ali Ercoşkun vermişti. Kaç yıl geçti 11 yıl.
Stadyumu söylemeye gerek yok. Aha yersiz yurtsuz dolanıp duruyoruz.
Bunun yanında gelelim belediyeye;
Büyüksu kenarında 100. Yıl Cumhuriyet parkı, kaç yıl geçti 6 yıl.
İzzet Baysal Kültür Merkezi seçim beyannamesinde kaldı.
Ya mahalle kreşleri...
Bak bakalım yatırım olarak verilen hangi söz tutulmuş,
Bi itfaiyeyi taşıdık, bi de imaret meydanını betonladık.
Ama Allah var her tarafı ışıl ışıl yaptık.
Nasıl bir ışıkllı gece hevesidir Vallahi anlamadım.
***
Yani demem o ki, sen ne kadar düşünürsen düşün bir şey değişmez.
Yüksel Bey’e sor bakalım Bolu’nun ne kadar sorunu var
Üç tane bilmez.
Siyasetin bu haldeyken ne yapsın bürokratın.
Çünkü Ankara’nın Bolu diye bi derdi yok.
Bizimkilerinde karnı tok...







