GELECEĞİ PLANLAMA

GELECEĞİ PLANLAMA

Fırtına bekleniyor.

Bulutlar kendini gösterdi

Güneş buluta girdi.

Kar yağabilir.

Bölgede sel baskınları olabilir.

Yarın ayaz olacak.

Sis olabilir, ben seyir güzergâhımı değiştireyim.

            Yukarıda yazılan ifadeler, hava muhalefeti ile sorunu olan insanlarla, meteoroloji tahminleriyle uğraşan hizmet grubunun, sık kullandığı kavramlardır.  Sonuçta radyo ve Tv izleyenler, meteorolojinin hava tahmin raporunu kaçırmazlar. Görsel haritalar kullanılarak, daha çok dikkati toplamakta ve kendi literatüründe ki kavramları kullanarak da insanlara öğretmektedir. Özellikle deniz, kara ve havada yolcululuk yapacak olanlar, ya da hasat zamanı ürünü kaldıracak olan insanlar, meteorolojinin gözlem sonuçlarına önem verirler. Belki beklenen olmaz; fırtına çıkmamıştır, dolu yağmamıştır, bir bölgenin bir kısmına yağmur isabet etmemiştir ama, bu tahmin de bulunmamayı gerektirmez. Hayat devam ettikçe, gelecek ile ilgili yordama da bulunmakta devam edecektir. 

            Durum kurumlar ve kuruluşlar içinde aynıdır. Gelecek ile ilgili tahminler yapmamak akıla gem vurmaktır. Akıllı insanlar, kurumların gelecekteki pozisyonları ile doğacak yeni durumlar için yeni tahminlerde bulunmaktan vazgeçmezler. 

İlk bakışta meteorolojinin, strateji ile ilgisi yok gibi görülüyor. Ama ben tam aksini söylüyorum.  Strateji ile meteoroloji arasında,  tahminden yola çıkan bir yolculuk ve bir arkadaşlık bulunmaktadır.  Bana öyle görünüyor ki, bu tahmin etme ya da yordama da bulunma gücü, eğitimcilerinde vaz geçilmezleri arasındadır. Strateji, gelecekteki durumlarla alakalıdır. Ancak, stratejik planların, sadece kuruluş ve kurumların bugünkü ve geleceğe yönelik hedefleri ile sınırlamak doğru değildir. Mal ve hizmet üreten insanlarında, gelecekle ilgili planlamaları amaç, hedef ve stratejileri vardır. 

Kamu kuruluşlarının içinde bulunduğu ekonomik ve yönetim problemleri dikkate alındığında, kamu kuruluşlarının etkinliklerini planlı bir şekilde yerine getirmeleri önem kazanmaktadır. Planlamanın getirdiği kendi içindeki düzen, planlanmış mal ve hizmetlerin  üretilmesi, tespit edilmiş politikaların elle tutulur programlara ve karşılanabilir bütçelere dayandırılması, kurum ve kuruluşların sağlam temelli yaklaşımlar içinde bulunması için  “stratejik planlama” vazgeçilmez araç olarak önemini korumaktadır. 

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan ve gelecekteki durumların makro düzeyde belirlenen esaslara oturtulması, ana belirleyici olarak kendini göstermektedir. Ancak, mikro düzeydeki  kuruluşlarca hazırlanacak olan stratejik planlar, il ve ilçelerin gelişim planları ile birlikte, genel olarak planlama ve uygulama sürecinin etkinliğini artıracak ve  esasen sınırlı olan kaynakların verimli  kullanımına katkı sağlayacaktır. 

Bütün planlar gelecekle ilgili yapılır. Geçmişin bıraktıkları tecrübe hanemizin zenginliğidir. Tecrübe ise; bize olan değil, bize olandan bizim ne çıkardığımızdır.  Örnek olması bakımından göç olgusu ile birlikte, her dağın başına yapılan okulların atıl kalması ve heba olan emek, iş gücü ve paranın boşa gitmesi, plansızlıktır. Bu gösterge, gelecekteki akışı iyi okuyamadığımıza işaret eden kötü bir tecrübedir. Mevzuumuza kapı aralayan  tecrübe, bir gerçeği de ortaya koyması bakımından önemlidir; demografik hareketleri işe koşmayan bir stratejik planlama, gelecekte olacak olanları algılayamamaktır. Gelecekle ilgili bir idealiniz yoksa, stratejinizde yoktur. Yada bir millet, devlet, kurum, kuruluş, grup, takım gibi kavramlara karşı   mensubiyetiniz ve kurum kültürünüz yoksa, mesuliyetinizde yoktur.  Ancak mesuliyet bilinci olanlar, gelecekle ilgili yeni yollar ve stratejiler kaygısını taşıyabilir.

Stratejik planlama II. Dünya Savaşı yıllarında ortaya atılmış, ilk olarak askeri alanda değişik önerilerin; “Olmazsa, oluru nasıl olur?” şeklindeki beyin fırtınasının bir sonucu olarak, düşmanı alt etmenin yolu, “ Strateji ve Takdik” şeklinde ele alınmıştır. Kavram olarak ilk çıktığı yıllardır. Askeri alanda daha çok “takdik” olarak esnek yapıda ele alınan kısa vadeli yöntemlerdi. Strateji ise; görevin gerçekleşmesi için seçilen yol ya da temel hareket tarzıdır. Kavramların anlam bilgisi önemlidir; ne “takdik” ne de “ strateji”, stratejik planlama kavramının anlam bilgisi kadar derin değildir. Bu kavramlar, bir faaliyetin yürütülmesinde önemlidir, ama asla yeterli olmadığı gibi, uzun soluklu da değildir. Stratejik planlamaya derinlik katan,  kurum kültürünün oluşmasına katkı sağlaması, gelişmesine doğal destek olması, dinamik bir yapıda bulunması,   temel kararların alınmasına ortam hazırlanması, verilere dönük olduğu için ölçülebilir özelliklerinin bulunması, hem misyona katkı sağlaması, hem de vizyonun gerçekleşmesi için ufuk yaratmasıdır. Bu nedenle geleceğe hem yolculuk için iyi bir kılavuz, hem de geleceği yönlendiren yazılmış, somut bir belgedir. 

Stratejik Planın asıl ivme kazandığı bir diğer ortam ise iş dünyasıdır. İş dünyasında üretim yapma, rekabet etme,  hizmet sunma anlayışı, gelecekte tutunabilme kaygısı, stratejik düşünceyi doğurmuş,  zihinde başlayan bu tasarım, stratejik planlama olarak kağıda dökülmüştür. Bu anlayışı fabrika ve imalathanelerin sahiplenmesi, stratejik planlama ve stratejik düşünmeye hız kazandırmıştır. Üniversitelerin bilim yuvası olarak bilimsel çalışmalara kayıtsız kalamayacağı için bu çalışmaların başlaması1970’li yıllarda olsa da yerleşke dışına çıkmadığı bilinmektedir. Diğer okullarda ise, 1990’lı yıllarda kulağa dokunan bir isim; daha çok Toplam Kalite Yönetimi çalışmalarında kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. 1999 yıllarından sonra da eğitim kurumlarında konuşulmaya başlanmıştır. 

Günümüz de öyle bir durum mevcuttur ki, medeniyetin gelişmesi, ihtiyaçların sınırsızlığını da beraberinde getirmektedir. Buna karşın, mevcut kaynakların insanlığa sundukları sınırlıdır. Buna birde insanın sınırlı bir potansiyel ile sonsuza vurgun olması gerçeğini eklersek, daha rasyonel bir yapılanma içinde olmamız gerektiğini anlarız. Bu sebepten olacak üretim-eğitim ilişkisi stratejik yaklaşımlarla artırılmalıdır. Her bilimsel çalışma veya bilimsel kuram, kendi literatürünü de beraberinde geliştirmektedir. Kullanılan kavram ve terimler anlaşıldıkça, anlam kazanan bir derinlik meydana getirmektedir. Son yıllarda eğitim kurumlarında yeni yeni terimler ortaya atıldı. Stratejik planlama, okul gelişim modeli, vizyon, misyon vb. Çoğumuz bu terimlere yabancı iken, artık kulaklarımız aşinalık kazandı. Aslında stratejik planlama kavramı, bilinçli olmadan yapılan bir çok faaliyette kullanılmaktayken, sistematik olarak belli bir düzeneğe oturtulmamıştı.  Kavramların çokluğundan yakınanların  “ zaten yapılıyordu” demeleri yeterli değildir. Metodolojisi yoksa sistematik değilse, ortak akıl ürünü olarak ortaya çıkmıyorsa, hedefleri belli edilmemişse, “zaten yapılıyordu” demek ne derece doğru olabilir. Bizim toplumumuzda “Araba devrilince yol gösteren çok olur” diye bir deyim vardır. Ancak musibetler bizi bulunca alternatif düşünceler devreye girmeye başlar.  Stratejik planlama güçlüğe düşmeden de yeni yolların hazırlanmasını öğretmektedir.  Böylece hedefler belli edilmiş, dağınık ve düzensizliğin önü kesilmiş olmaktadır. Hiç kimse amaçları belirsiz, yaklaşımı düzenlenmemiş, yayılımı vizyona hizmet etmeyen, dağınık ve düzensiz bir çalışmayla başarıyı gerçekleştiremez. Plan bizi ‘Ulu düş’e götürmeli, uzak hedeflere yönümüzü çevirmelidir. Stratejinin ilişkili olduğu en soyut kavram nedir diye sorulursa, verilecek en kestirme cevap, herkesin yapamayacağı yaratıcılık olacaktır. Amaçların bilinmesi, gerçekleştirilme çabaları ve iyi bir planlama elbette bizi başarıya götürecektir. Amacın, etkililik ve verimlilik olduğu bir süreçte, en önemli olgu rekabettir… Etkililik ve verimlilik kavramları  yönetim ve üretilen mal ve hizmetlerle ilişkilidir.

Kim planlı ise, hangi kurum çalışmalarını planlamış ve planladığı gibi çalışmışsa, bunu doğru “stratejik planlamalarına “ borçludur.

Eğitim kurumları için  stratejik planlama, paydaşların bir araya gelerek, katılımcı bir anlayışla, okulun geleceğiyle ilgili kararları almaktır. Bu kararlar, ortak aklın hakim kılınması için görev, yetki, yeterlik ve sorumlulukların denkliğini ifade edebilmelidir.  Bu planlama sonuç temelli değil, süreç temelli bir yaklaşımdır.  Okul canlı bir organizmadır. Bu canlılık kendi değer ve inançlarını belirlemeli, vizyonunu ve misyonunu ortak çalışma ile tespit etmelidir. Güçlü ve zayıf yönleri ile fırsat ve tehditlerini de objektif olarak ortaya koymalıdır. Unutulmaması gereken ise, her canlı organizma gibi eğitim kurumlarının da sosyal bir topluluk olduğudur. Bu yüzden dostları, düşmanları, çekinceleri ve atak olacağı zamanlar vardır. Güçlü  ve zayıf yönler okulun içinden, fırsat ve tehditler ise dışından gelmektedir. Güçlü yönler avantajdır. Ancak fazla güven verdiği için durağanlıkta yaratmaktadır. Bu durum zamanla güç kaybı (entropi) olarak karşımıza çıkmakta, zayıf yönlerin çoğalmasına sebep olmaktadır. Bu ise okulun tespit edilmiş amaçlarına ulaşmasını yok eder. Okul amaç, nüfus ve kaynak bakımından kendisini vizyona taşıyacak eylem planlarını sürekli gözden geçirmeli, küçük iyileştirmeleri göz ardı etmemelidir. 

Unutmayalım;

“Eylem olmadı mı vizyon bir rüyadır. Vizyon olmadan eylem vakit geçirmektir. Eyleme sahip bir vizyon ise dünyayı değiştirmektir.

“Eğer bir hedefiniz varsa hayatta iki şey olur: Ya kazanırsınız ya da öğrenirsiniz. 

Eğer sizin bir hedefiniz yoksa; ne kazanırsınız ne de öğrenirsiniz”.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Fehimdar ÇİFTÇİ yazıları

25KAS2025