Kuşkusuz son yıllarda sağda solda, otobüste metroda, kahvede markette kısaca yaşamın olduğu her yerde sıklıkça duyduğumuz bir cümle var; Bu ülke artık bitti! Ekonomik sıkıntıların getirisi başta olmak üzere maddi manevi bir çöküş ve çürüme yaşadığımıza inanıyorum. Bireysellik ve bencillik aldı başını gidiyor. Kazanmak daha çok kazanmak için yapamayacağımız şey yok. Gelirlerimizle kıyaslanamayacak faturaları önümüze konmakta ve biz bunları normal karşılar hale geldik. Bu durum ister istemez herkesi, karşısındakini nasıl sömürebilirim, nasıl ezebilirim, nasıl daha fazla parasını alabilirim, nasıl daha çok kazanırım gibi düşüncelere itiyor.
Yer, İstanbul Eyüp, T kavşak, trafik şıklarında araçlar durmuş, yol 2 şerit, sol şeritteyim önümde 3 araç var, sağ şeritte aynı şekilde sıralı. Işık yeşile döndü, 1’inci sıra hareket etti 2’inci sırada hareket etti 3’üncü sıra yani ben ve sağımdaki araç hareket ederken, bir yaya, sağ şeritteki, arabanın önünden geçti ve benim sağ kapı aynama hızlı bir şekilde vurarak yere düştü. Tabi hemen indim. Bir vatandaş kafasını yere vurdu dedi. Bilinci açıktı, rahat nefes alıp veriyordu herhangi bir dış kanama yoktu başını kontrol ettim bir travma gözükmüyordu. Su verdim içti. Tek endişelendirecek durum burnunda sıvı gelmesiydi. O sırada bazı vatandaşlar dikkat edin burada özellikle yola atlıyorlar, yere düşüyorlar ve para istiyorlar diye uyardı. Şahıs ben iyiyim sadece, bu burnumdan gelen su beni korkutuyor dedi.
‘Abi, size ben çarptım, geçerim diye düşündüm’ dedi. ‘Kardeşim acelen ne bak ışıklı yaya geçidi 10 metre ileride zorun ne’ dedim. Hem kendi canınla hem benim hayatımla oynuyorsun diyerek endişeli bir serzenişte bulundum. Daha sonra ambulans geldi, kolundaki hafif sıyrık dışında bir şey gözükmüyordu. Hastaneye gittik. Doktor, ‘siz alkol muayenesi yaptırın ne olur ne olmaz’ dedi. Polis gelmemişti. (Muhtemelen ambulansta, hatanın kendisinde olduğu söyledi) Alkol testi yapamayız dediler çünkü polis yoktu. Karakola ihbar edin dediler. Travma bölümündeki doktora geri gittim. Ben kendim düştüm diye ifade vermiş. Kayıtta adli bir durum olmadığını söylediler. MR çekildi, sonucu temiz çıktı. Doktor, ‘sizlik bir durum yok gidebilirsiniz’ dedi. Arkadaşı geldi. Tabi hemen gitmedim, ‘sizi evinize götüreyim’ dedim. Teşekkür ettiler, ‘abi kusuruma bakma’ dedi ve tekrar özür diledi. Bu arada bir gözünde %60 görme kaybı olduğunu ondan dolayı da bazı sıkıntılar yaşadığını söyledi. Birçok hikâye duyuyoruz, karşı taraftan bir şeyler koparmak adına. Öyle bir dönemde yaşıyoruz. Demek istediğim en ufak bir sapma olmadan doğruyu söyleyen vicdanlı insanlar var bu ülkede. Tıpkı Onur gibi.
Banyo dolabı kapaklarında bir tanesi artık su ve neminde etkisiyle kullanılamaz hale gelmiş. Aynı malzeme elimde var kapağı söktüm daha önce hiç tanımadığım bir marangoza gittim. Abi Yomralı, bakışlar biraz sert, bu da nereden çıktı der gibi yüzüme bakıyordu. Duvarda Atatürk portresini görünce içimden neyse ortak bir tanıdık var dedim! Anlattım, elindeki işini bıraktı yarım saate kapağı birebir yaptı, menteşelerini yeniledi. Tereddütlü olmama rağmen kendisine bana çok basit bir sehpa lazım şu parçaya 4 ayak çakman yeterli dedim. Kaşını kaldırdı sanki ‘yüz verdik astar istiyor’der gibiydi ama yine yaparım dedi. Kapaktan kalan malzemeyi aldı. Ben 4 tane ayak çakacak diye beklerken kesmeye biçmeye başladı. Önce bir kasa yaptı ve onu tablaya yapıştırıp vidaladı, daha sonra 4 tane L ayak yaparak montajlarını yaptı. Yani ciddi bir işçilik sergiledi, yaklaşık 40 dakika sürdü. Ben içimden, ulan şimdi en az 1500.-TL ister diyerek 2000.-TL hazırladım. Pazarlık yapmayı planlıyorum. Sehpanın biraz kuruması bekledik. Bu sırada ‘borcum ne kadar’ diye sordum. ‘500 yeter’ dedi. Dilim tutuldu! 600.- TL verdim. Şaşkın bir şekilde oradan ayrıldım. Özellikle bu tür işlerin son derece uçuk fiyatları yapıldığı bir yerde, Yavuz Selim usta gibi iyi, düzgün insanların var olduğunu görmek, gerçekten gelecek adına başka bir umut.
Teşekkürler Onur Arslan, teşekkürler Yavuz Selim usta.







