YENİ BİR TEKALİFİ MİLLİYE YENİ BİR DİRİLİŞ

YENİ BİR TEKALİFİ MİLLİYE YENİ BİR DİRİLİŞ

Kurtuluş Savaşımızın en çetin döneminde Eskişehir-Kütahya Muharebelerini kaybeden Türk Ordusu, Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilince TBMM'de Mustafa Kemal'e karşı olanlar, O'nun Kurtuluş Savaşı'na önderlik etmesini çekemeyenler, "hani nerde büyük komutan çıksın ortaya, ordunun başına geçsin" diyerek Mustafa Kemal'e seslenerek ordunun başına geçirmek ve zafere inanmadıkları için de olası bir mağlubiyetten O'nu sorumlu tutarak yıpratmak istiyorlardı. Liderler zor zamanlarda ortaya çıkarlar. Mustafa Kemal de bu çağrılar karşısında hiç tereddüt etmeden Başkomutan olarak Ordunun başına geçmiş, ilk önce ünlü Tekalifi Milliye Emirlerini yayınlayarak milletten son bir fedakarlık istemiş ve milletin bu son fedakarlığını boşa çıkarmamış, yirmi iki gün yirmi iki gece süren Sakarya Savaşı'nı kazanarak 1699'dan beri Avrupa karşısındaki geri çekilişimize bir son vermiştir.

15 Temmuz İhaneti'nin yaşandığı gece bir başka Başkomutan yani Recep Tayyip Erdoğan, önce telefonla bir televizyon kanalına canlı bağlanarak milleti direnişe çağırmış, sonra da hiç tereddüt etmeden uçağa binerek İstanbul'a doğru yola çıkmış ve darbecilerin tehditi altındaki Atatürk Hava Limanına inerek direnişin başına geçmiştir. Tıpkı Sakarya Savaşı öncesinde olduğu gibi, Nerde hani Başkomutan diyenlerin, bu defa oldu bakalım ölecek mi yoksa kaçacak mı diye bekleyenlerin ümitlerini suya düşürdü.

15 Temmuz İhaneti'nin başarısızlığa uğratılması, Sevr Anlaşmasını yırtıp Osmanlı'nın küllerinden yeniden inşaa edilen Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı Avrupa'nın her fırsatta sergilediği geleneksel iki yüzlü politikalarına artık yeter denilip karşı atağa geçişinin başlangıcıdır. Deliüzzaman Sait Nursi'nin devamı FETÖ'nün de çökertilmesi, Türklere karşı İslamofobik bakış açısıyla sürekli bir düşmanlık besleyen Avrupa'da şaşkınlık yaratmıştır. Darbeyi kınamakta acele etmeyen, durum netleşince cılız mesajlar gönderen AB üyeleri önce PKK'lıları ardından da FETÖ'cüleri bağırlarına basmışlar, Can Dündar gibi aşağılık olanlarını da Alman Televizyonlarından Türkiye aleyhine öttürmüşlerdir. Arap Baharı süreciyle sınırlarımızda sergilenen oyunlara Fırat Kalkanı Harekatıyla karşılık vermemiz ise Küresel aktörlerin oyununu bozmuş, Türkiye'nin nir an önce hizaya getirilmesi için ellerindeki kartları oynamaya başlamışlardır.

İlk olarak yarım asrı aşkın bir süreden beri üye olmak için kapısında bekletildiğimiz AB müzakerelerini dondurma kararı alarak Türkiye'ye karşı şantaj yapmayı denediler. Ancak karşılarında ellerindeki koza rest çeken çok daha iyi bir oyuncu olan Recep Tayyip Erdoğan faktörünü unuttular. Gücünü milletten alan deyimine uygun olarak bir sözü ile milleti sokaklara döken Erdoğan, tıpkı 1963 yılında İsmet İnönü'nün ABD Başkanı Lyndon Johnson'un siyasi tarihimizde Johnson Mektubu olarak bilinen ve küstah ifadelerle yazılmış mektubuna verdiği "Yeni bir dünya düzeni kurulur, Türkiye de orada yerini alır" cevabında olduğu gibi, AB'ye bulunmaz Hint Kumaşı değilsin diyerek Şanghay Beşlisi'ni işaret etmiş ve Türkiye'nin alternatifsiz olmadığını kendisine yeni bir düzen kurabileceğini açıkça söylemiştir. Türkiye'nin kontrolden çıkmış meçhul sularda akıntıya kapılmış bir gemi gibi ilerleyen Ana Muhalefet Partisi CHP ve başındaki kaset mahsulü Genel Başkanı Kemal K ise, öz kardeşi bile kendisine inanmazken, Türk ve Dünya Kamuoyunu hükümet aleyhine ama en nihayetinde Türkiye'nin milli menfaatlerine zarar getirme pahasına tutarsız ve kendisiyle çelişen eylem ve söylemlerde bulunmaktadır. İçerideki PKK hainlerinin Meclisteki uzantılarının açıkça terör eylemlerine destek verdiklerini gördükleri halde, onlara sahip çıkmaları, Avrupa'daki Türk düşmanı çevrelerin ekmeğine yap sürmektedir.

Bütün bunlar olurken, Türkiye'yi ekonomik açıdan çökertmek için başlatılan ekonomik manipülasyonlar da

 

hainlerin 15 Temmuz'un rövanşını almak için her türlü yola başvurduklarını gözler önüne sermektedir. Savaşlar görmüş, yoklukların en ağırını yaşamış Türkiye'yi ekonomik hamlelerle çökertebileceğini sananlar, her zaman olduğu gibi bugün de yanılmaktadırlar. Uhud Savaşında Komutanlarının emrini dinlemeyen okçuların az kalsın bir avuç müslüman ümmetinin yok olmasına sebep olacağını bilen, Tekalifi Milliye Emrine tereddütsüz itaat eden, iki çift çorabından bir çiftini orduya bağışlayan bir milletin bugünkü torunları da, kendisine karşı başlatılan bir yoketme savaşına karşılık, Başkomutanının emriyle ellerindeki dövizleri Türk Lirasına çevirme yarışına girmişlerdir. Tankların altına yatıp canını hiçe sayan bir milleti ekonomik manipülasyonlarla çökertebileceğini zannedenler tarihi bir yanılgı içerisinde bocalayıp durmaktadırlar. Önce vatan diyen bu millet, vatansız bir zenginliğin olamayacağının, en büyük zenginliğin şehit kanlarıyla sulanan vatan toprakları olduğunun bilincindedirler.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
4ARA2016