... VE VURUYORLAR

... VE VURUYORLAR

Hakikatların ağırlığı karşısında, “yumuşak” kucaklarda yetişmiş olanlar hemen geriye çekilmeyi tercih ederler. Bu ağır gerçekler karşısında, kabuğuna çekilip, hayallerinin inşasına dalarlar.  Onların besledikleri hayallerde, mor dağların arkasında neler var, neler yok değildir. Onlar, hangi mağazanın neyi sattığını, nasıl alacağının; kaç kadehte kendinden geçebileceğinin, kaç kızı kandırıp süfli emellerine alet edebileceğinin basit, sığ ve yavan düşüncelerin entel adamlarıdır. Bedenleri bu ülkede yaşasa da, kalpleri, beyinleri küresel kraliyet  cambazlarının dünyasında gezinir. Onlar “şok” geçirmeden kendilerine gelemezler. Bazen şoklar bile sinek vızıltısı gibi gelebilir. 

Cumhuriyet… Aziz Atatürk’ün Türk ruhuna biçtiği kaftan… Mozaik sevdalısı olanların değil, kilim deseni gibi nakış nakış, renk renk ruhumuza çeşni katan gönül  erlerinin bıraktıkları yadigar… Kuşakların, çağların  arkasına taşıyacakları mukaddes emanet… Milletler ailesi içinde Türk Milleti’nin de birer şahsiyet gibi onuruyla ayakta durduğunu dosta düşmana gösteren cumhuriyet… Milli bayramlarda herkesin milliyetçi, Atatürkçü olması, bu arada nutuklar söylemeleri adettendir. Kürsüye çıkanın kimliği önemli değildir. Hatta söylediklerine inanması da gerekmez… Bu törendir, konuşmak en büyük  vazifedir. Bu vazife yapılırken, cumhuriyetin faziletinden, laikliğin gerekliliğinden ifade buyurmak elzemdir. 

Al bayrakta al olmayı,

Vatanda bir olmayı,

Türk’e de dil olmayı  gönülden isteyenlerin, mahzun, üzgün, süzgün bakışları arasından alkışların eşliğinde yürüyüp gidenlerin , istihza ile tebessüm etmeleri insana kurşun gibi dokunmaktadır.  Bu satırları okurken ne olduğunu anlayamayanlara sözümüz yok. Bunu yaşayanlar bilir. Yaşamak, dünyaya, dünya gerçeklerine “tamam” demenin bir başka yoludur.  Yaşıyor ve görüyorum. Türk gençliği Atasının söylediklerinin, onun gösterdiği hedeflerin çok uzağında… Ve O’nu anlayacak dil hanesi hacimli ve çaplı değil, kurak arazide solmaya yüz tutmuş, nazenin bir çiçek gibi boyun büken bir nesil…Argonun açtığı dil yarası… Argonun emaneti entel konuşmalar ve malayani serzenişler.. Eyvah!.. Riyakar tutum ve tavırların profesyonel davranışlarla ortaya konulduğu bir arenada, en az onlar kadar profesyonel davranılmıyorsa zafere ulaşılması mümkün değildir.   Uyku hapı yutmuş gibi yorgun dolaşan bir nesil, bu kafayla Atasını anlayamaz… Ne demişti büyük önder. “ Benim etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, düşüncelerimin babası Ziya Gökalp’tir.” Bu tarihi sözler, Gazi’nin, Mussolini’nin damadı Kont Sforza, perapalasta söyledikleridir. 

Türk çocuklarını kelime ve kavramlarla vurdular. Hem öyle bir vuruş vurdular ki, dünden koparıp, yarına da asi eylediler. Harflerle de tuzak kurdular. Devşirme çocuklarına devşirme kitaplar yazdırıp, aydın (!) adamların icazetlerini aldılar.  Zaten onlar hep aydın kaldılar ve bir türlü entelektüel olamadılar. Entelektüel münevverin, aydın ise entelin karşılığıdır. Entel, Fransızcanın, ağır ve bunaltıcı bohem atmosferinde, Türkçe’nin berduş havasında, ilimcenin ise; aydın olmayan ama aydın gibi geçinen, hiçbir zaman kendisi olamamış ve hep birilerinin dedikleriyle, demişleriyle, ne diyecekleriyle meşgul olanların çağdaş adıdır. Onlar X, W, Q.. in çapraz hesapları içinde Türk’ün haremi ismetini içerden vurdular. Entel ihaneti dalga dalga yayıldı. Entel barlarda, altın sarısı kadehlerin gölgesinde vatan kurtaran adamlar oldular.  Onlar Anadolu coğrafyasında genleri bulunan Atatürk’ün, yine bir Yörük nağmesi eşliğinde beşiğinin sallandığını nasıl bilsinler?  Akçadağ (Atatürk Bucağı; 1960 öncesi adı böyleydi)  Çakıroğullarından  yörük yiğitlerinin yola düşüp Larende’ye, oradan Larende’den (*) Selanik’e uzanan kutlu bir yürüyüşün önderleri olarak Fatih’in seçtiği kutlu bir soyun kahraman Alperenlerinin soylu bir yürüyüşünü nereden bilsinler?. Onlar ecdat bellemekten çok, manken adlarını bilerek aydın oldular. Ama biz biliyoruz ki,  enteller milletten kopuş senaryosunun baş aktörleriydi. Bunca çökmüş ve çürümüşlüğe rağmen insan diye bir varlık varsa, ideal diye bir değerde olacaktır. Selamımız, duamız, yönümüz  adanmışlık düzeyinde ideale bağlı olanlaradır.

Yine Ata’nın sözüyle seslenelim, “Türk demek Türkçe demek, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!.. Sözün aslı budur. Her ne kadar Türk’ün adından korkanlar var ise de, Türk Allah’ın, yeryüzünde yaşayan diğer kavim, kabile, boy. soy, oymak ve obalara en büyük hediyesidir.  Şeytan ocaklarının harıl harıl çalıştığı bu küçük dünyada, kahraman Türk çocuklarının, erdem sahibi yiğit delikanlıların  silkinip ayağa kalkarak hep bir ağızdan ama en gür seda ile Albayrak üstüne bayrak istemem!..  diye, haykırmaları gerekir.  İdeallerin sevdalısı olanlardan değil, düşmanlarından söz edilmektedir. Rakipsiz nefret ve sınırsız şehvet duygusunu en çok satan değer haline getirenlerin, yüksek idealleri olabilir mi? Asil ile süfli, temiz ile kirli, berrak ile karışık nasıl aynı değilse, şehvetle idealde aynı olamaz.. Dün böyleydi. Biri yükselişi, diğeri çöküşü üretti. Bugünde böyledir. Buna aynı denmediği gibi, kıyas bile edilemez.

Muhatabımız cumhuriyet çocuklarıdır. 

Cumhuriyet…Ulu soylu hakanın yadigarıdır

Cumhuriyet, Türk’ün temiz vicdanının sicil defteridir. Cumhuriyet, Tek bayrak, tek dil, tek devlet kazanımlarının tescili, bağımsızlığın otağıdır. Cumhuriyet Türk töresinin yeniden muktedir olmasıdır.  Durun ve düşünün!... Bu memlekette milli refleks ve motivasyonu kırmak istiyorlar… Ulus/devlet olmuş ülkemizi küçük devletçiklere ayırmak istiyorlar. Bu Atatürk mülküne ihanetin üst derecesidir.  Gerçek anlamda, bu memlekette kimsenin problemi yoktur. Problem Türklerindir, ama onlarda hala anlamış değildir…

Ne kadar yazık!...

Türk çocuklarını kalbinden vurdular. Meyhanede orta kadınların attığı şuh kahkahaları, meydanlarda atılan davudi sesli kahramanların haykırışlarıyla karıştırdılar. Hayatı Türk’e göre tanımlayan, eşyaya yüreğimizin kıvamını veren, yaşananları gönül ve bilim gözüyle yorumlayan, sessizliğe ses veren kavramlarımız olmalıdır. Türk’ün Yunus yanı da, Yavuz yanı da olmalı. Bu gökkubbenin altında dünyayı Türkçe okumalı. Gönül mihrabımıza misafir olan gönül erlerine taa uzakta büyük bir hedef göstermeli. Türk çocukları Avrupa’nın sefil yolcusu değil, fetih yolcusu olmalı…Ve bu yolculuk Kızılelmaya kadar sürmelidir…

(*) - Larende: Karaman’ın eski adı

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
30MAR2026