TOPLUMUN HER KESİMİ BU FERYADA KULAK VERMELİ

TOPLUMUN HER KESİMİ BU FERYADA KULAK VERMELİ

Türk Diyanet Vakıf-Sen Bolu Şube Başkanı Metin Saltan, son günlerde müftü ve imamlara yönelik yapılan hadsiz girişimleri kınayarak yazılı bir açıklama yayımladı. 

Saltan yazılı olarak yaptığı açıklamasında; “Vatan Toprağının maddesinde ve manasında kurucu unsur olan Müftülerimiz ve İmamlarımız, camiamıza yönelik hadsiz girişimlerden mutsuzdur!” ifadelerine yer verdi. 

Müftü ve İmamların İstiklal harbine verdiği desteği hatırlatan Metin Saltan şu cümleleri kullandı; “Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci yüz yılını hep birlikte idrak ediyoruz. Ecdadımızın bizlere emaneti olan vatan toprağı, “Ya İstiklal, Ya Şehadet” azmi ile milletin harim-i ismetinde yapılan savaşlardan sonra kurtarılmıştır. İstiklal Harbi ya da Kurtuluş Savaşı yalnızca askeri ve siyasi bir direniş değil, aynı zamanda milletin iman gücüyle topyekûn ayağa kalktığı kutlu bir kıyamdır. Bu kutlu kıyamın ateşini yakan, halkı organize eden ve zafere olan inancı diri tutan manevi mimarlar ise şüphesiz Anadolu'nun fedakâr müftüleri, hocaları ve din adamları olmuştur. Onlar olmasaydı, Milli Mücadele'nin başarıya ulaşması düşünülemezdi.

1. İŞGALE İLK "DUR" DİYEN İMANLI YÜREKLER:

Düşman postalı İzmir'e ayak bastığında, teslimiyet içindeki İstanbul Hükümeti sessiz kalırken, ilk ve en gür seda Anadolu'nun kalbinden, Denizli'den yükseldi. Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, cami avlusuna topladığı halka, "Elinizdeki silahlarla düşmana karşı koymak farz-ı ayındır!" diyerek ilk direniş fetvasını verdi. Bu, işgale karşı pasif kalmanın değil, vatanı savunmanın dini bir görev olduğunun ilanıydı.

2. MUSTAFA KEMAL'İ KARŞILAYAN MİLLETİN VİCDANI:

Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele'yi başlatmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde, onu şehirlerin girişlerinde karşılayanlar, işgal altındaki devletin bürokratları değil, milletin vicdanını ve güvenini temsil eden müftüler ve din adamlarıydı. Onlar, Paşa'nın şahsında Anadolu'nun kurtuluş ümidini görmüş ve halkın bu lider etrafında kenetlenmesini sağlamışlardır.

3. KONGRELERİN MANEVİ GÜCÜ:

Erzurum ve Sivas Kongreleri, Milli Mücadele'nin yol haritasının çizildiği tarihi toplantılardır. Bu kongrelerin en etkin katılımcıları ve delegeleri arasında çok sayıda müftü ve din adamı bulunuyordu. Onların varlığı, alınan kararlara sadece siyasi değil, aynı zamanda manevi ve dini bir meşruiyet kazandırmıştır.

4. MANDACI FETVAYA KARŞI ANADOLU FETVASI:

İngiliz baskısı altındaki İstanbul Hükümeti, Kuvâ-yı Milliye'yi "asi" ilan eden bir fetva yayınlarken, Anadolu bu ihanete sessiz kalmadı. Başta Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi olmak üzere 153 müftünün imzasıyla yayınlanan "Anadolu Fetvası", Milli Mücadele'nin "cihad" olduğunu, vatanı savunmanın her Müslüman'ın en kutsal görevi olduğunu ilan etti. Bu karşı fetva, halkın zihnindeki tereddütleri gidermiş ve Milli Mücadeleye katılımı meşrulaştırmıştır.

5. CEPHE GERİSİNİN LOJİSTİK LİDERLERİ: İMAMLAR:

Ordu'nun en zor zamanında, "Tekâlif-i Milliye" (Milli Yükümlülükler) emirleri yayınlandığında, bu emirlerin köy ve mahallelerde uygulanmasını sağlayan komisyonların başkanları imamlar idi. Halk, elindeki son buğdayı, ayağındaki son çarığı imamının şahitliğinde ve organizasyonunda orduya teslim etmiştir. Bu, din adamına duyulan sarsılmaz güvenin ve onların cephe gerisindeki liderlik rolünün en büyük kanıtıdır.

6. MİLLETİN MECLİSİNDE KURUCU İRADE:

Milli iradenin tecelligahı olan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin milletvekili profili, din adamlarının bu süreçteki merkezi rolünü açıkça göstermektedir. Meclis'teki çok sayıda müftü, müderris ve din alimi, hem yasama faaliyetlerine katılmış hem de meclisin manevi atmosferini ve milli direniş ruhunu ayakta tutmuştur.

7. DUALARLA AÇILAN MECLİS VE İSTİKLAL MARŞI'NIN RUHU:

Milletin egemenliğinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920'de tekbirler, salavatlar ve dualarla açılmıştır. Bu, kurulan yeni devletin manevi temellerinin ne kadar sağlam olduğunu göstermektedir. Bu ruhun en zirve ifadesi ise İstiklal Marşı'mızdır. Mehmet Akif gibi bir iman abidesinin kaleminden dökülen marşımız; baştan sona iman, Kur'an, şahadet, ezan ve mabet gibi kutsal kavramlarla örülmüştür.

“Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” dizesi, mücadelenin hangi ruhla yapıldığının özetidir.

SONUÇ VE KURUCU RUHA SAYGI:

Müftüler ve hocalar, Milli Mücadele'nin sadece bir parçası değil, kalbi ve ruhu olmuşlardır. Onlar, işgale ilk tepkiyi veren, milli lideri bağrına basan, kongrelerde yol gösteren, fetvalarla mücadeleyi meşrulaştıran, cephe gerisini organize eden ve kurulan yeni devletin manevi harcını karan "Alperenler" idi. Onlar olmasaydı, Milli Mücadele, halkın ruhunda bu kadar derin bir karşılık bulamaz ve zafere ulaşamaz.

İşte bu vatan toprağının maddesinde ve manasında kurucu unsur olarak var olan müftülerimizin ve imamlarımızın milli mücadeleden kalma en kıymetli armağanı, onların kurumsallaşmış ruhu olan Diyanet İşleri Başkanlığı'dır.

Bu teşkilat, o kutlu mücadelenin manevi mirasını taşımaktadır. Bu nedenle, Diyanet'in minberlerde okunmak üzere hazırladığı ve her hafta 22 milyon Müslüman'a ulaşan hutbenin mahkeme koridorlarına taşınması büyük bir cürettir. Bu, sadece bir kurumu değil, o kurumun temsil ettiği tarihi ve manevi mirası hedef almaktır. Bu, kurucu ruha ihanettir ve büyük bir yelteniştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, her vesileyle eleştirilecek sıradan bir kurum değildir. O, Milli Mücadele ruhunun günümüzdeki yankısı, bu toprakları vatan kılan sarsılmaz imanın sancaktarıdır. Bu mirasa sahip çıkmak ve saygı göstermek, hepimizin tarihi ve vicdani sorumluluğudur.

Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılından ikinci yüzyılına girdiğimiz bu zaman diliminde yeniden bu hakikatleri hatırlamak ve hatırlatmak, bu milletin ruh köküne inmenin bir vesilesi olacak ve vefa ile yeniden buluşmak olacaktır. Vefakar, Cefakar ve Kahraman Türk Milletine selam ve ihtiramlarımızı arz ederiz.”

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
8EYL2025