Telefonum çalıyor.
0312 …,
Son dönemlerde kayıtlı olmayan numaralar hep felaket habercisi oldu.
Açsam mı? Açmasam mı?
Hizir mi dur? İlyas mi dur?
Bir taraftan merakta ediyorum.
Oy benim güzeller güzelim;
Hep siz merak edecek değilsiniz ya!
Bu merak başımıza bir iş getirecek ya,
Hadi hayırlısı…
***
Merağım ağır basıyor açıyorum telefonu.
‘Buyrun,’
‘Mehmet Demirci’yle mi görüşüyoruz. Havadis gazetesi.’
‘Evet benim, buyrun.’
‘Sayın Cumhurbaşkanımız sizinle görüşecek. 10 dakika sonra müsait bir yerde olun. Bu telefonla sizinle irtibat kuracağız’
‘Konu neydi’ demeden veya diyemeden telefon kapandı.
Büyük bir heyecan içerisindeyim.
Ne yapsam, nereye gitsem,
Mutfağa gitsem yoldan araç geçer ses gelir.
Telefonun şarjı var mı? Evet var, %60 gösteriyor. Yeter dimi? Yeter canım.
Kendime anlamsız sorular soruyorum.
Kendim anlamsızca cevaplıyorum.
Telefonum tekrar çalıyor.
‘Merhaba Memet nasisun bakayim.’
Bir Cumhurbaşkanına veya Başbakana nasıl hitap edileceğini bilmiyorum.
Daha önce hiç konuşmadım.
Sayın, efendim desem bana göre değil.
Yandaş olmamamın sıkıntısını çekiyorum.
‘Buyur baba’ desem oda olmaz.
Bir anda ağzımdan;
‘Sağol Reis, sen nasisun!’ cümlesi çıkıyor.
‘Bolu’yu ne yapacağız’ diye soruyor.
Kafam iyice karışıyor.
Şimdi bunları bana niye soruyor.
‘Her şeyin en iyisini siz bilirsiniz’ desem kendimle çelişirim.
Ters bir şey söylesem başım belaya girer, diye korkuyorum.
Sırtımdan aşağı soğuk terler dökülüyor.
Dökülen terler soğudukça sırtıma bir teneke bağlanmış gibi hissediyorum.
Cesaretimi topluyorum.
Başlıyorum anlatmaya.
Reis soruyor, ben anlatıyorum.
‘O zaman Nurettin’i atayalım gitsin’ diyor.
‘Peki bu işe Ali Ercoşkun ne diyecek?’ diye soruyorum.
Cümle ağzımdan çıkarken son anda;
‘Eyvah ne yaptım’ deyip.
Dilimle uzanıyorum ama son ‘cek’ hecesini anca yakalayıp yutabiliyorum.
‘Peki bu işe Ali Ercoşkun ne diye…’ uçup gidiyor.
Sırtımdaki teneke ağırlaşıyor, soğudukça soğuyor.
Reis’in ses tonu sertleşiyor;
‘Başlarım şimdi sana da Ali’ye de…’
Ve telefon yüzüme kapanıyor.
Korkular içindeyim.
Ya telefonum dinleniyorsa,
Reis, Mehmet’in yüzüne telefon kapattı, gidip alalım Mehmet’i derlerse…
Ben ne yapacağım şimdi.
Kapı çalıyor.
‘Cııkkkkkkkk, cıkkkkkk, cıkkkkkkk’
Bu ne çirkin bi kapı zili.
Aman Allah’ım geldiler mi yoksa. Bu kadar çabuk.
Hemen kalkıp bi abdest alayım diyorum.
Banyo ya koşuyordum ki, telefonum tekrar çalıyor.
Yeğenim Ebubekir.
‘Dayı ben geldim, kapıda kaldım, hava çok soğuk açar mısın!’
Biranda kendime geliyorum.
Saate bakıyorum, sabahın 06:00’ sı…
Derin bi ohhh çekiyorum, şükür rüyaymış…
Gözlerimi ovuşturarak kapıyı açıyorum.
Ofli yeğenim karşımda.
İçeri girmesini beklemeden sıkıca sarılıyorum.
Hoş geldin yeğenim, hoş geldin.
Bir daha sarılıyorum.
Ebubekir şaşkınlıkla gözlerime bakıyor.
‘Dayı bırak içeri gireyim dondum. İçerde ne kadar sarılırsan sarıl…’








