TANJU ÖZCAN'A SON METKUP

Sevgili Başkanım;

Bu sana son mektubumdur.

Bilirsin birçok şair ve yazarın sevgiliye yazdığı mektuplar vardır.

Beni, en çok Ahmet Arifin Leylim Leylim kitabında,

Yazdığı mektuplar etkilemiştir.

Ortada karşılıksız bir aşk vardır

Ve

Leyla Erbil; ‘ben onu hep dost ve arkadaş olarak gördüm demiştir.

Sen bilmezsin!

Ahmet Arif için bu durum çok acıdır.

***

Cemil Meriçin Jurnalde,

Lamia Hanıma yazdığı mektuplarda etkileyicidir.

Keza, Orhan Velinin, ‘Yalnız Seni Arıyorum da Nahit Hanıma yazdığı aşk mektupları da,

Edebiyat Dünyasının önemli eserleri arasındadır.

Nazımın Pirayeye cezaevinden yazdığı mektuplar var ki,

Bu mektuplar nedendir bilmem benim yüreğime dokunmamıştır.

Nazımın daha sonra Pirayeden daha büyük bir aşkla Veraya koşmasından olabilir.

Veranın ona ölüm getireceğini bile bile vaz geçmeyişi,

Verasız bir ömürdense, Verayla bir günü tercih etmesinden belkide.

Tabi bir de Cemal Süreyanın Zuhal e mektupları var ki.

Okumaya doyamadığım.

Artık ben nasıl bir beddua almışsam,

Yar yerine nasibime,

Eski Rektör Hayri Coşkunla, sen düştün.

Hayriye de geçmiş dönemde 5 mektuptan oluşan bir yazı dizim vardır.

Rabbim beni nasıl bir imtihandan geçiriyorsa artık! 

***

Sevgili Başkanım;

Geçen gün İsmaile söyledim, sana da yazayım;

Bugün Belediyede o koridorları dolduran,

Sana tatlı sözlerle iltifat edenler var ya,

Onlar senden sonrada o koridorlarda olacaklar.

Tıpkı senden önce oldukları ve Alaaddin Yılmaza tatlı sözler söyledikleri gibi.

İşte o zaman ben;

Eski günlerde ki gibi iktidara karşı birlikte mücadele etmek için.

Burada seni bekliyor olacağım.

Duam odur ki,

Rabbim o günleri biran önce görmeyi nasip etsin!

Gayri özlemedim desem yalan olur...

***

Sevgili Başkanım;

Geçen gün Asiye Hala, Alaaddin Yılmazın bizim gazeteyi mühürlediği zamanki fotoğrafları bulmuş.

Bu pandemi süreci Asiye Halayı dahi bu hale getirdiyse,

Adamlar başarmışlar demek ki,

Bu gidişle yeni dünya düzenine çabuk ayak uyduracağız.

Lakin, seninkilerle olmaz, bilesin.

Gazetenin önünde birlikte yaptığımız basın açıklamasını göstererek;

‘Memet uşuğum bak o günlerde yanında kim vardı? diye sordu,

Aklınca bana gol atacak ya!

‘Biliyorum Halacığım

‘Allah şahidimdir ki, o günleri ve geçmişimi asla unutmadım. Sen nasıl ki, gelinlik çeyizini sandığına saklayıp, için daraldığında açıp naftalin kokusuyla içine çekiyorsun ya Halacağım, bende onları kucağımda, koynumda sımsıkı sakladım. Yüreğim daraldığında çıkartıp çıkartıp kokluyorum. Kanayan yerlerime basıyorum dedim. 

Ama atladığın bir şey var. Ben yine aynı yerdeyim, orada yanımda olmayan senin Tanjun. Bu fotoğrafı bana değil ona göster deyince, muncurlarını (1) büktü,

Kıyamadım, gitmedim üzerine.

***

Sevgili Başkanım;

Madem son mektup dedik, içimde kalmasın.

Meramım sana akıl öğretmek değil ama sen de biraz dikkat be Başkanım, birazcık dikkat et.

Bak bugüne kadar yapmam dediklerinin hepsini yaptın.

Tüm ikna çabalarıma rağmen sana oy vermekten vaz geçiremediğim birçok dostumu bana karşı mahcup ettin.

Yüzleri önde, ‘elimiz kırılaydı da oy vermeyeydik, senin lafını dinleyeydik diyorlar.

Dört yıl sonra sende onlar gibi olmayasın.

Benim lafımı dinleme ama etrafına kafası çalışan birkaç adam al.

***

Arkadasım Ferudunu harca, Rasimi pazifize et, Mansurdan gözlerini ayırma demiyorum.

Aksine Ferudunun yolsuzluklara müsaade etmemesi senin için büyük şans ama kişisel hırslarını ve nefretlerini Belediyeye sokmasın. Zararını sen görürsün.

Rasim kardeşimdir, Allah için severim. Heyecanı ve hayalleri olması çok güzel lakin izlediği yol yanlış. Benim gibi sende üzülürsün. Uyarmak sana düşer.

Mansur Şenle haliyle bir anlaşma var, dışına çıkamazsın biliyorum. Sana faydası oldu mu, inkar edemem oldu. Yine olur. Söyle ona, insanları ayırmasın, birilerinin işini yaparken, birilerini düz duvara çıkartmasın. 

***

Velhasıl Başkanım;

Biliyorum işin zor.

Belediye Başkanlığı Milletvekilliğine benzemiyor.

Kodlandığın siyasetle peynir gemisi yürümüyor.

Emin ol İstanbuldan getirdiklerinle hiç yürümez.

Yapacağın ilk iş onları bir an önce geri göndermen.

Danışacaksan, Alalattin Yılmazın elinden zor bela kurtardığımız İzzet Baysal Caddesinde Çınar ağaçlarına danış.

Gölcükte ki çamlara danış,

Aladağın boklu deresine, At Yaylasının burnukızıl eriğine danış,

Ama onlara danışma.

Onlar benim patatesimin kokusunu bilmez.

Dağlarımı saran sise, karakışta yüreğimi parçalayan ayazıma dayanamaz onlar.

Onlar Asiye Halamın gözyaşlarını silemez.

Anlayacağın;

Yüreğinde sevda olmayanla bu yol yürünmez.

***

Sevgili Başkanım;

Biliyorum fazla uzattım.

Sen şimdi okurken sıkılırsın.

Ergine okutursun diyeceğim ama sonuna geldik.

Bu uyarıyı başta yapmalıydım.

Karadenizlilik işte benimde aklıma şimdi geldi.

(Gel ki O, gazeteyi alıp sana koşmuştur!)

Kusura bakmayasın.

74 gün sonra büyük bir hasret ve özlemle koştuğun Cuma namazlarında ki dualarında bizleri de unutmayasın!

Son olarak;

Asiye Halayı tatlı vaatlerinle, sözlerinle kandırma.

Sonrasında çok üzülüyor.

Kal sağlıcakla...

(1)  Muncur: ‘Karadeniz bölgesinde yüzün, dudak ve çene kısmını kapsayan bölüm

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
22ARA2020