Sevgili Başkanım;
Üzerimde kalmasın diye Asiye Halaya selamını ilettim.
Onun söylediklerini yazıp moralini bozmak istemem,
Hem bugün Asiye Haladan ziyade benim anlatacaklarım var.
Kalem benim, köşe benim kime ne!
***
Sevgili Başkanım;
Çernobil faciasını bilirsin,
Doğduğum, çocukluğumun geçtiği topraklara bereket getiren yağmurlar, 1986 sonrası felaketi getirdi.
O yağmurla yeşeren, yeşilin bin bir tonunu sunan doğa Gürcistan’dan gelen yağmurlarla kurudu.
10-15 yaşlarında çocuğum;
Her baharda annemin bahçeye ısrarla ektiği ve bir türlü yetişmeyen, yeşermeyen fasulyeleri görünce gençlik hovardalığımla sorardım;
“Her bahar aynı çileyi çekiyorsun, fasulye ekiyorsun büyümüyor, domates, salatalık ekiyorsun büyümüyor. Bu topraklar bitmiş anne neden bu kadar yoruyorsun kendini” diye.
O kocakarı anam elinde kazması bir yandan toprağı eşeler bir yandan da;
“Sen bilmezsin bu topraklarda zamanında ne fasulyeler büyürdü, ne domatesler, salatalıklar olurdu. Onları zamanında yeşerten bu topraklardı, yine yeşertecekler. Sen bu toprağın son 10-15 yılını görerek konuşuyorsun bense bu toprakların tarihine, kültürüne inanarak ekiyorum tohumlarımı” derdi.
İnat etti, umut etti ve o bahçeyi yeşertmeyi başardı annem…
O günden sonra hangi konuda olursa olsun asla son günleri ve yılları düşünerek hareket etmedim.
Bu toprakların binlerce yıllık tarihine ve kültürüne inandım. O tarih ve kültür umudum oldu.
Şimdi sana söyleyeceğim şudur;
10-15 yılık adamlarla başarıya ulaşamazsın,
Bolu ovasının, Hisar Tepesinin, Fırka Tepesinin, Alpağut deresinin bin yıllık tarihini bilmek gerekir.
O ihtiyar kadın Çernobil’le bütün özelliğini kaybetmiş toprakları yeşertmeyi başarmışsa bizde başaracağız.
Bizim kazmamız, küreğimiz, tohumlarımız cümlelerimizdir.
Binlerce yıllık tarihten gelen bu cümlelerle bıkmadan sıkılmadan anlatmaya devam edeceğiz.
***
Kaldığımız yere döneceğim ama konu memleketimden açılmışken, Muharrrem Hocama (Demirel) teşekkürümü edeyim.
Muharrem Hocam geçtiğimiz haftalarda yazdığı bir köşe yazısında, ruhumu okşayan cümlelere yer verdi.
Edebiyat ahlakı, cümlelerle yapılan övgüye, cümlelerle cevap vermeyi gerektirir.
Muharrem Hocamla aramızda geçmişten kalan bir konuşma vardı.
Biliyorsun eskiden dilimin ayarı olmazdı, yazılarımda söver sayardım.
Muharrem Hocam bi gün; ‘Mehmet sen sövüp sayıp rahatlıyorsun. Ben ne yapayım’ demişti.
Bende; ‘Hocam kusura bakma, sen Bolu’nun Muharrem Hocasısın, sen sövemesin. İçine atıp, sabredeceksin, Muharrem Hoca olmak kolay değil’ demiştim.
Aslında o sövüp saydığım cümlelerde bu toprakların bir kültürüydü. Asla cinsellik içermezlerdi.
Lakin şimdi işler değişti.
Evlendikten sonra Zuhal; ‘Yazılarını babam, annem, ablalarım okuyor. Öyle küfürlü yazılar yazma. Sonra biz kızımızı nasıl bir adama verdik demezler mi?’ telkinde bulununca, Muharrem Hocamın bedduası tuttu, cümlelerim eksik kaldı.
Anlayacağın Başkanım, evlilik aşkı öldürmüyor ama edebiyatı, yazarlığı bitiriyor.
***
Velhasıl anlatacağım şudur;
İster yazar ol, ister Belediye Başkanı, isterse, siyasetçi veya bürokrat bu toprakların binlerce yıllık tarihine sırtını ve yüreğini dayamazsan başarılı olamazsın.
Kent Konseyinin seminerlerini bu nedenle çok önemsiyorum.
Aslında başta sen olmak üzere, tüm belediye çalışanlarına, meclis üyelerine bu seminerlere katılmak zorunlu yapılmalıdır.
Yapılmalıdır ki, Fırka Tepesinin ve Necip Fazıl Kültür Merkezinin ismini Bülent Ecevit diye değiştirmesinler.
***
Nihayet konuyu Necip Fazıl Kültür Merkezine getirebildim.
Detaylarla uğraşacak zamanım yok. Gülce bekliyor.
O kültür merkezine Necip Fazıl ismi verilirken karşı çıkmıştım.
Elinde Hattat Emin Barın gibi Dünyanın tanıdığı bir isim var ve sen gidip Necip Fazıl koyuyorsun demiştim.
Lakin, bugün de o ismin kaldırılıp Bülent Ecevit konulmasını da kabul etmemiz mümkün değil.
Aynı hatayı Fırka Tepesinde yaptınız.
3 Tepe şehir Bolu’nun Fırka Tepesini kaldırıp Bülent Ecevit yaparak bir tarihi yok ettiniz.
İnsanların hatıralarını sildiniz.
***
Şimdi, Necip Fazıl mı, Bülent Ecevit mi tartışmasına girme cehaletini göstermeyeceğim.
Lakin, şunu iyi bilmelisin ki,
Senin ismin unutulup gidecek ama Necip Fazıl’ın cümleleri, şiirleri Dünya döndükçe yaşayacak.
Asiye Hala’nın deyimiyle; Alışık olmayan belde pantolon duruyor işte.
Yürekten gelemeyince de yerli ve milli olunmuyor.
Çok sürmüyor;
Eşek sesi duyulunca teyemmüm bozuluyor!
***
Sevgili Başkanım;
Firavun’un Kızıldeniz de ki tövbesi geçmiş tarih, yakın tarihten misal vereyim.
Gorbaçov karısının hastalığında; ‘Hiç ümidim kalmamıştı, son olarak Allah’a dua ettim ama kabul etmedi’ demişti.
Hatalardan dönmeyi sona bırakma.
Bu toprakların kültürüyle, tarihiyle bu kadar oynama.
Kal sağlıcakla...








