SINIF KÜLTÜRÜ MİLLİ DEVLET YARATMAZ

SINIF KÜLTÜRÜ MİLLİ DEVLET YARATMAZ

“Burdayım de ararlarsa


Doğru söyle sorarlarsa


Tabutuna sararlarsa


Bayrak senden incinmesin.” (A. Karakoç)

Batı, yerli bazı aydınlar tarafından bir efsane gibi sunulmuştur.

 

Batı’nın iç yüzü; ikiyüzlü ve sefalet kokan haliyle bizim insanımıza sunulsaydı, batı mantığı bu kadar etkili olmaz, batı anlayışı bu kadar yayılmacı bir seyir izlemezdi. Halk nezdinde Batı’nın özenilecek bir değer olmadığı açıktır. Sömürgeciliğin getirdiği varlık yığılması,

 

biz dâhil, dünyanın diğer milletlerini de cezbesi altına almıştır.

 

Çok şeye sahip olan Batılının yüksek dozdaki tatminsizliği altında yatan gerçek budur.

 

Burjuvazinin kendi çıkarlarını emniyet altına alması, koruması ve geliştirmesi yeni bir anlayış yaratmıştır. Bu anlayış ‘sınıf kültürü’dür.

 

Roma ve haricinde Hristiyanlık ile beslenmiş olan bu anlayış, diğer toplumlara sirayet ederek bir nevi ‘sınıf Devleti’ yaratma anlayışını geliştirmiştir. Halbuki sınıf devleti olmaz, devletler millidir. Burjuvazinin, üretim araçlarını tekeline alması, beraberinde bir kültür yaratmış, ama bu kültür bütün toplumun değil, küçük bir azınlığın kültürü olmuştur.

 

Günümüzde iletişim araçların gelişmesi, medya kültürünün birçok yere ulaşması, özentiyi doğurmuş, özenti, hayat tarzı halini almıştır. Esefle belirtelim ki, Türk toplumu bu rüzgâra kapılmış, Tv aracılığı ile gerçekle hayal birbirine karışmıştır. Bizim toplumda hızla bir kopuş yaşanmaktadır; dizilerdeki karakterlerin toplumsal değerlere kayıtsız kalması, zengin fakir, patron entrika, villa gecekondu, lüks varoş

 

vb… kavramlarının sürekli konu edilmesi, toplumsal tabanda çatışmalara sebep olmakta, isyan ve dalaleti yaşatmaktadır. Zenginimiz halktan kaçar olmuştur. Fakirimiz kin ve intikam duygusuna bürünmüştür. Uydu kentler oluşturularak yeni ‘cetto’lar çoğalmakta, Batı kültürü ile vahiy mantığı çatışmaktadır.

 

Bu anlayışlara sahip zenginler arasında bile kültürün yansımasını görmemek kör olmaktır. Belki bu satırları okuyan okuyucular bana kızabilir.

 

Ama bu kızgınlık gerçeği yok edememektedir.

 

İnsan ve eşya ilişkisi farklılaşmıştır. İnsan hayat ilişkisi daha da farklılaşmıştır. Batı kültürüne bulaşmış bir zengin ile bulaşmamış bir zenginin davranışları bir birine taban tabana zıttır. Biri lüks villalarda, büyük iş merkezlerinde defile düzenlerken, diğeri mevlit töreni yapar. Bar ve diskoteklerde tepinen ve seks yapan kızla, kütüphane de huzur arayan kız da taban tabana zıttır. Biri yaz gelince şehirleri terk edip sahillere koşarken, bir diğeri bir yayla seyranında huzur aramaktadır. Bu Batı kültürü bizi batırmadan, kendi değerlerimize dönmemiz kaçınılmaz görünmektedir.

Her şey de bir ikilem yaratmak, zihni karıştırmaktan öteye geçmemekte, “sanılan” şey, “gerçek” olanın üstünü örtememektedir. İnsanı ve toplumları tesadüfen oluşmuş kabul etmekte bilim gerçeğine aykırıdır. Batı’nın kendi standartlarına uymayan toplumları ilkel kabul etmesi de gerçekle bağdaşmamaktadır. İlkel diye kabul edilen olumsuzluklar gündem de tutulacaksa, batı toplumlarının bunlara hiçte yabancı olmadığı görülecektir. Okuduğumuz yıllarda bazı felsefe hocalarımız “akıl Yunan’ın, heyecan zencinin” derlerdi. Dünyada bunca akıllı ve heyecanlı insanların, değişik toplumlarda çıktığını, şaşırtıcı heyecanlara imza atan farklı toplumları görünce, batılı felsefecilerin, sözlerini bize tekrarlayan hocalarımızın, hiçte haklı sebepleri olmadığını anlıyorum. Günlük gözlemlerim, hurafeleri kabul etmemektedir.

Batı toplumları her alanda olduğu gibi düşünce alanında da sömürüyü, köleleştirmeyi esas aldığı için diğer gerçekler onları pek ilgilendirmez.

 

Batılı aydınlar, sosyolojiyi sanayileşmiş toplumlarının sömürgeciliğe battığı dönemde bir araç olarak kullanıp, endüstri geliştikçe dinden daha önemli gördükleri iki şeyi ortaya koymuşlardır; yeni ham madde ve yeni Pazarlar…

 

Bu durumda bile İncil’in gölgesinde kalmışlardır. Bu şuna benziyor; beyaz adamın zenciye incil hediye etmesi ve zencinin; “ bir sabah uyandık baktık ki, onların incili bizde, bizim topraklarımız beyaz adamda” sözüyle dipten doruğa bir gerçeğin altını çizmesi ile özetleniyor. Rahmetli A. Hamdi TANPINAR;” bir neslin, bir önceki nesle tepkisini normal sayar. Fakat ferdin kendi içinde bölünmesini tabii görmez. Bütün bunlara rağmen, kendini halktan farklı kabul eden, kendi kültürüne yabancı aydınlarımıza gönül koymak bizlerin hakkı olsa gerek…

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
27KAS2016