ŞENTOP BOLU'DA KONUŞTU

ŞENTOP BOLU'DA KONUŞTU

İlahiyat Fakültesi Ek Binası Temel Atma Töreni’ne katılmak üzere Bolu’ya gelen TBMM 29’uncu Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop, BAİBÜ Rektörlüğü tarafından düzenlenen “Anayasa ve Hukuk” konulu söyleşinin konuğu oldu.

İzzet Baysal Kültür Merkezi Mavi Salonda gerçekleştirilen programa; Bolu Valisi Abdulaziz Aydın, TBMM 29’uncu Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop, Bolu Milletvekili Yüksel Coşkunyürek, Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Samettin Gündüz ve Prof. Dr. Coşkun Karaca, Genel Sekreter İhsan Ağcan, İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, akademik-idari personel, ilçe belediye başkanları, il müdürleri, siyasi parti temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

DUYDUĞU MEMNUNİYETİ DİLE GETİRDİ

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, elim bir uçak kazası neticesinde şehit düşen kahramanlarımızı ve 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan Düzce merkezli depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle yad etti. Türk Silahlı Kuvvetleri, aziz milletimiz ve ailelere başsağlığı dileklerinde bulundu. Bilgiye, bilime ve hukuka dair anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptığımızı vurgulayan Rektör Alişarlı, ülkemizin yetiştirdiği önemli hukukçulardan Prof. Dr. Mustafa Şentop’u Üniversitemizde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

PROF. DR. ŞENTOP: “HUKUK, HAYATIN KODLAMA SİSTEMİDİR.”

Açılış konuşmasının ardından TBMM 29’uncu Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop, “Anayasa ve Hukuk” konulu söyleşide öğrencilerle bir araya geldi. Prof. Dr. Mustafa Şentop, hukukun önemi, hukuki koşullar ve süreçler hakkında örnekler vererek başladığı konuşmasında özetle “Hayatta somut olandan soyut olana geçtikçe hukuk daha görünür ve fark edilir hale geliyor. Örneğin dernekler; sivil toplum kuruluşları ve aynı zamanda hukuki yapılardır. Hukukta bunlara tüzel kişilik diyoruz. Daha ileri düzeyde devlet, bir hukuki varlıktır. Çerçevesi anaya ve hukuk kuralları ile belirlenmiş bir tüzel kişilikten bahsediyoruz. Bu şekilde baktığımızda hayatın bir yaşadığımız tarafı ve bir de farklı tarafı yani hukuk tarafı var. Yaşadıklarımız hayatın görünen yüzü ise, hukuk bu hayatın aynı cep telefonlarında, tabletlerde olduğu gibi arkadaki kodlama sistemidir. Onu ancak bir sorun olduğu zaman fark edebiliyoruz. Fıkıhın, hukukun Ebu Hanife’ye atfedilen bir tanımı vardır: ‘İşin lehte ve aleyhte olması, olanı bilmesidir.’ diye tarif eder. Sadece İslam hukukunda değil bugünkü modern hukuk düzeninde de durum aynıdır” diye anlattı.

“ANAYASA TARTIŞMALARI ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE DE DEVAM EDECEK”

Prof. Dr. Şentop, anayasanın da bir nevi devletin kodlama sistemi olarak karşımıza çıktığına işaret ederek, özetle “Alman hukuk felsefecileri, hukuk ve devlet arasındaki ilişkileri anlatırken bir kısmı diyor ki, ‘Aslında bunlar aynı şeydir. Devlet, hukukun somut hale gelmiş şeklidir. Hukuk ise devletin somut yapısının açılmış, şerh edilmiş halidir.’ Bu yüzden hukuk tartışmaları her zaman karşımıza çıkıyor. Bugünlerde anayasa ile ilgili tartışmalar var. Türkiye aslında anayasa tartışmalarının hiç sona ermediği bir ülke. 1876 ve belki birkaç sene öncesinden başlayıp günümüze kadar ve muhtemelen önümüzdeki yılları kapsayacak süreçte Türkiye’de anayasa tartışmaları devam edecek” dedi.

“KAMU HUKUKU VE ANAYASA ARASINDA MUTABAKAT OLMALI.”

Anayasanın kamu hukukunun akışı, teamülleri ve ilkeleri çerçevesinde şekillendiğini anlatan Prof. Dr. Şentop, özetle “Bunlar arasında bir bütünlük ve mutabakat söz konusu ise, o zaman anayasa, toplum hayatında tartışmalı bir alan olarak karşımıza çıkmıyor. Bunun örneği, İngiltere’dir. Ama anayasalar, hukuk düzeni, kamu hukukunun genel akışı, teamülleri toplumsal yapının dışında ona farklı bir istikamet vermek için onunla mücadele eden bir yapı, bir aksiyon olarak karşımıza çıkıyorsa, o zaman hukuk ve anayasa tartışmaları gündemden düşmüyor. Bunun en bariz örneği de Fransa’dır. Fransa, 1789’dan itibaren 5’inci Cumhuriyet dönemini yaşıyor. Her bir anayasanın kendine göre özellikleri var ve kamu hukuku-anayasa tartışmaları burada devam ediyor. Halbuki İngiltere’de anayasal bir düzen olmasına rağmen yazılı bir anayasa metni bile yok.” diye konuştu ve İngiltere ve Fransa hukuk sistemleri hakkında örnekler verdi.

‘HUKUK ADALETİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN BİR ARAÇTIR’

 “Hukuk, adaletin gerçekleşmesi için bir araçtır.” diyen Prof. Dr. Şentop, “Peki her zaman bu sağlanabiliyor mu?” diye sorarak, özetle “Sağlanamıyor. O bakımdan, işleyen pozitif hukuk dediğimiz kurallardan ve kurumlardan ibaret hukukla, adalet arasında sürekli bir gerilim vardır. Mümkün olduğu kadar bu adaleti gerçekleştirecek şekilde hukukun değiştirilmesi, buna uygun hale getirilmesi yönünde bir gayret gösterilir. Hukuk fakültelerinde öğrendiğimiz şey daha çok hukukun somut tarafı. Yani kurallarla, kurumlarla ilgili olan taraflarıdır. Ama bu teknik bir meseledir. Bir hukukçu, önüne gelen meseleyi kurallara bakarak çözdüğü zaman, teknisyen olarak davranmış olur. Ancak meselelerin insani, vicdani, toplumsal tarafı olduğunu idrak edip bunları değerlendirdiğinde, gerçek anlamda bir hukukçu olmuş olur. Hukukla ilgili sadece kanunlara ve somut yüzüne bakarak değil, aynı zamanda onun diğer tarafı olan hayatı kavramak hukuk açısından önemlidir.” değerlendirmelerinde bulundu.

“ÜNİVERSİTELERDE BİLİMSEL ÇALIŞMALARA BÜYÜK DESTEKLER VAR”

Türkiye’de son 20 yılda yükseköğrenim alanında çok önemli adımlar atıldığının altını çizen Prof. Dr. Şentop, özetle “Her ilimizde birer üniversite var. Devlet ve vakıf üniversiteleri olarak toplam üniversite sayımız 208. Bu yıl itibariyle açık ve örgün öğretim olmak üzere toplam 7,5 milyon üniversite öğrencimiz var. Tabii eleştiriler de oldu bu üniversitelerin nasıl doldurulacağına ilişkin. Önce üniversite kurup sonra içinde akademisyenler mi yetiştirmeli yoksa tersini mi yapmalı? Tabii bir yerden başlamak gerekiyordu ve öyle yapıldı. Sadece bina ve kampüsle olmuyor üniversite; akademik çalışmalara destek vermek lazım. Üniversitelerde bilimsel çalışmalara büyük destekler var. Üniversiteleşme oranı bakımından Türkiye dünyada birçok ülkeden ileri durumda. Sonuç itibariyle Türkiye’de 2004’lerde başlayan bu büyük hamle, üniversiteleşme oranımızı oldukça yukarılara çekmiştir. Sunulan bu önemli imkanlar kapsamında akademisyenlerimize ve öğrencilerimize düşen, ilim üretme ve bu ilmi insanlığın, toplumun faydasına sunma konusunda daha fazla ve etkili çalışmalar yapmalarıdır.” şeklinde konuştu.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
13KAS2025