Türk Diyanet Vakıf-Sen Şube Başkanı Metin Saltan, son dönemlerde Cuma hutbelerine karşı yapılan eleştiriler üzerine bir açıklama yayımladı.
Saltan açıklamasında; Ben de bir diyanet çalışanı ve Türk Diyanet Vakıf-Sen şube başkanı olarak yapılan eleştirileri doğru bir perspektifle ele almak ve Diyanet hutbelerinin taşıdığı değeri savunmak adına bu satırları kaleme alma ihtiyacı duydum” ifadelerine yer verdi.
BİR VİCDAN ÇAĞRISIDIR
Türk Diyanet Vakıf-Sen Şube Başkanı Metin Saltan açıklamasında şu cümlelere yer verdi; “Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından hazırlanan Cuma hutbeleri, toplumumuzun güncel dinî ve ahlâkî meselelerine ışık tutmaya devam ediyor. Özellikle ahlaki yozlaşmaya karşı duruş sergileyen ve toplumsal farkındalık oluşturan bu hutbeler, her geçen gün daha fazla yankı uyandırıyor ve birçok Müslüman tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Cuma namazına iştirak eden vatandaşlarımızın önemli bir bölümü, hutbelerde dile getirilen uyarı ve hatırlatmaları yerinde ve gerekli bulurken; bazı çevrelerin bu hutbelerden rahatsızlık duyması ise dikkat çekici bir durumdur. Zira bu rahatsızlık, çoğu zaman özgürlük söylemi adı altında dinin toplumsal rehberliğini itibarsızlaştırma çabası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oysa Cuma hutbeleri, sadece camide yapılan bir konuşma değil; milyonlarca Müslüman’ın vicdanına seslenen, onları hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklara çağıran önemli bir irşad vasıtasıdır. İslam’ın haya, edep ve örtünme gibi temel değerlerini hatırlatmak, bir topluma yön vermek değil midir? Kaldı ki bu değerlerin korunması, sadece dinî bir zorunluluk değil; aynı zamanda toplumun sağlıklı yapısını muhafaza etmenin de bir yoludur.
Bu bağlamda, bazı kesimlerin Diyanet’i hedef alan eleştirileri, ne yazık ki samimi bir sorgulamadan ziyade ideolojik bir karşı duruşu yansıtmaktadır. Oysa bu hutbeler, iffetli ahlaklı bir toplum için haykırılan bir vicdan çağrısıdır.
HUTBEYE DEĞİL HAYASIZLIĞA TEPKİ GÖSTERMELİLER
Ben de bir diyanet çalışanı ve Türk Diyanet Vakıf-Sen şube başkanı olarak yapılan eleştirileri doğru bir perspektifle ele almak ve Diyanet hutbelerinin taşıdığı değeri savunmak adına bu satırları kaleme alma ihtiyacı duydum. Çünkü inandığım bir gerçek var:
- Hutbeler sustukça, hayasızlık konuşur. Ahlak zayıfladıkça, toplum çöker. Ve bizler, bu çöküşe sessiz kalamayız. "Hutbeye Değil, Hayasızlığa Tepki Göstermeliler !"
Açık Giyinmek bir özgürlük meselesi midir yoksa bir sorumluluk alanı mı? İşte bu haftaki cuma hutbesinde dile getirilenler, ne bir baskı aracı ne de özgürlük karşıtlığıdır. Aksine, insanı onurlu ve değerli kılan haya, edep ve iffet gibi temel ahlakî ölçütlere dikkat çekilmiştir.
İNSANI KORUMA ÇAĞRISIDIR
Hutbede geçen şu cümleler:
"Kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler Allah’ın örtünme emrini ihlaldir."
"Ahlak ve edep ölçülerinin çiğnenmesine sessiz kalan herkes büyük bir vebal altındadır."
Bu ifadeler, ne bir kimsenin yaşam tarzına direkt bir müdahale ne de özgürlüğe karşı bir saldırıdır. Tam tersine, toplumun genel ahlakî sağlığını koruma adına yapılan bir hatırlatma ve uyarıdır. Zira din sadece bireysel bir inanç sistemi değil; toplumu da koruma görevine sahip bir değerler bütünüdür. Hutbede dile getirilen çağrı, sokakta göz ardı edilen, çocuklarımızın ahlâkını tehdit eden bir yozlaşmaya karşı “sessiz kalmayın” çağrısıdır. Bu çağrıyı "şeriat mahkemesi" gibi göstermek, dinî değerlerin toplum hayatındaki rehberliğini hedef almaktır. Oysa bu tür söylemlerle asıl savunulan şey, ahlaksızlığın yaygınlaşmasına sessiz kalınmasıdır. Bugün sokakta, sosyal medyada, ekranlarda her türlü teşhirin sıradanlaştırıldığı, genç zihinlerin iffetsizlikle kuşatıldığı bir çağda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda, "örtünme" ve "haya" gibi kavramlar sadece dinî değil, insani bir korunma çağrısıdır.
HAYA İMANDANDIR
Eleştiriyi yapanların şu soruları kendilerine sormaları gerekir:
- Toplumda hayâsızlık olağanlaşırken, çocuklarımız neyin içinde büyüyor?
- Hangi özgürlük, bir başka insanın göz hakkını ve ruh huzurunu ihlal etme hakkını verir?
Diyanet’in görevi sadece dua etmek değildir; hakikati hatırlatmak, bozulmaya karşı uyarılarda bulunmaktır. Hutbelerde yapılan da budur.
Cumhuriyet Gazetesi gibi bazı yayın organlarının bu ve benzeri hutbeleri hedef alan söylemleri, toplumda dini değerleri marjinalleştirme çabasının bir yansımasıdır.
Ne yazık ki bu tavır, laiklik adı altında dinin toplumsal hayattaki rehberliğini dışlama gayretidir. Özgürlük, sorumlulukla anlam kazanır. Ahlak ise bireyin değil, toplumun ortak vicdanıdır. Diyanet’in çağrısını “şeriat tehdidi” gibi göstermek değil; toplumu yozlaşmadan koruyan bir uyarı olarak görmek gerekir. Ve unutmayalım: “Haya imandandır.”
Hayayı yitiren bir toplum, zamanla insanlığını da yitirir.








