Çocukluğum Karadeniz’de küçük bir köyde geçti.
Çay bahçeleri, kızılağaçlarla çevrili bir köy...
Düz alan bulamazsınız.
Seymen’in düzü dediğimiz oyun alanımız aslında 45 derece eğimli bir yokuş.
Çay bezleri sırtlarında o patikalardan tek nefeste çıkan Karadeniz kadınlarının sırrını hala çözmüş değilim.
O ayakları hangi usta yaptı ki, yorulmazlar!
O sırta nasıl bir ilahi güç vardır ki,
Kocasını taşır, oğlunu taşır, devletini taşır, yine de eğilmez.
***
Mahallemizin Küçük Annesi (Ferail Yengem)
Çelimsiz bedenim patikalarda yürüyemez düşerdim,
Alnım kanlar içerisinde onun şefkatine koşardım.
Bir kızılağaç yaprağı alır ağzında çiğner yarama basardı.
İyi gelen kızıl ağaç yaprağımı yoksa Küçük Annemin nefesi miydi bilmem,
Ama ağaçları koklamayı, yapraklarını, çiçeklerini çiğnemeyi ondan öğrendim.
Top oynarken düşsem, bir ağaç bulur yaprağını çiğnerdim.
Midem ağırsa bir ağaç bulur dallarını koklardım.
Yüreğim acısa bir ağaç bulur çiçeklerini sürerdim.
Tüm acılarım geçerdi.
***
Yıllar geçti büyüdüm, o dar patikalara sığamadım.
Geçtiğim şehirlerden birçok hastalık bulaştı bedenime.
Kirlendim, yüreğimi iyi edemedim.
Bolu’ya geldim.
Bundan sonrasını Bolu’yu niçin bu kadar çok sevdiğimi merak edenler iyi okusun.
Her geçen gün eriyip giden bedenimi Gölcük’e, Aladağlara vurdum.
Önüme gelen çam ağacını kokladım durdum.
Bana iyi gelen reçinesini, kozalağımı bilmiyorum.
Ama o çamlar tüm hastalıklarımı iyi etti.
***
Başım ağırsa Aladağlara koşuyorum,
Kozalakları öpüp kokluyorum ağrılarım geçiyor.
Yüreğim acırsa, Sarıalan Yaylasına koşuyorum.
O çam ağaçlarını öpüyorum, tüm acılarım diniyor.
***
Bugün İlimizde virüse karşı birçok karar alındı.
Birçoğuna katılıyorum.
Vali Bey olsun, Sağlık Müdürü Muhammed Emin Demirkol olsun, Emniyet Müdürü Armağan Adnan Erdoğan olsun,
Hakları ödenmez, süreci çok iyi yönettiler.
Lakin şu yayla yasağına katılmam mümkün değil.
Doktorlar ne der bilmem.
İşlerini de karışmam
Fakat koronanın ilacı o yaylalarda saklı.
Benim bedenimi, yüreğimi, ruhumu iyileştiren o çam ağaçları koronayı mı tedavi edemeyecek.
Bırakın insanlar yaylalara, çam ağaçlarına koşsunlar.
O çamların reçinelerini toplayıp içsinler.
Kozalaklarını yüzlerine sürsünler.
Sarıçam dan kara çama salıncak kurup sallansınlar.
Ladine sarılsınlar.
Yapraklarını çorba yapıp yesinler.
Hem bedenlerini, hem de ruhlarını iyileştirsinler.
***
Bilim insanlarını bilmem ama,
Küçük annem bu toprakların çocuklarını
Veremden, sıtmadan, koleradan böyle korudu.
Korona dan da korur!








