KİM DAHA MÜSLÜMAN!


Azla yetinmeyi, kanaatkar olmayı öğretti hayat,

Bu yüzden hep ince dudaklı kadınları sevdim.

Öpmeye doyamadığım...

Nereden aklıma geldi bilmem,

Çok güzel bir Kıbrıscık türküsüdür;

Burgazın yamasına/Gül koydum arasına/Ben yârimi yolladım/Haymana ovasına...

Geçelim!

***

Asiye Halanın bu aralar keyfine diyecek yok.

Üç aylarla birlikte hatme başlamış.

Tutturmuş; ‘Tanju Başkan camiyi yapsın, kadınları toplayıp ilk hutbeyi ben okuyacağım diye.

Ne dediysem vazgeçiremedim.

Allah sonumuzu hayr etsin.

Tanju Başkan, Onlardan daha Müslüman diyor başka bir şey demiyor!

‘Kulunu Allah bilir böyle yapma diyorum.

Dinletemiyorum.

Belli ki sağlam bir yarış olacak.

Bakalım bu yarıştan kim daha Müslüman çıkacak?

Bunu da geçelim.

***

Lise yıllarıydı;

Babasının tayini dolayısıyla bizim okula gelmişti.

Onu ilk gördüğümde Allahın Dünyayı yaratmasında ki sırrı anladım.

Başka bir sebebi olamazdı.

***

O Çukurovaya can veren kahverengi buğday başakları gibi saçları,

Rüzgarda nasılda nazlı nazlı sallanıyorlar.

Bal peteği yanakları,

O sessiz, serin güzelliği, cam kırığı gibi gamzesi.

Kaçkarları aşıp gelen parlak şelaleler gibi elleri, dokunsan eriyip buhara dönüşecek.

Ay parçası yüzü, bakmaya kıyamazsın.

Hudutsuz çay bahçeleri gibi yemyeşil gözleri,

Aralıksız yağan yağmurlar diğer kızların saçlarını tutkal gibi yüzlerine yapıştırır, onun saçlarına ve yüzüne dokunmazdı.

Belediyenin bir türlü temizleyemediği kaldırımlarda diğer kızların ayakları sulu boya tablosu gibi çamurlara bulanırken, onun üzerinde tek çamur olmazdı.

Rabbim görünmez şeffaf bir fanusla korurdu onu sanki.

Diğer kızlar teneffüslerde tuvalete koşarken,

Ne münasebet, o tuvalete gitmezdi, 

Okul bahçesinde güneşten kızarmış meyveleriyle bir kiraz ağacı gibi gezerdi.

*** 

Aylar geçti,

Yağmurlu bir öğle tatiliydi,

Okulun karşısında ki pastanenin üst katında çay içiyorduk.

Arka masaya döndüğümde, benim yanına yaklaşmaya kıyamadığım,

Dokunsam ellerim yanar diye korktuğum yârim, bir erkeğin kucağında.

Biranda bir çekirge sürüsü Çukurova da ki tüm buğday başaklarını istila etti.

Boz ayılar bal peteklerini taşlara vurup parçaladı.

Yıldırımlar düştü cam kırığı gamzesine, depremler, seller oldu ülkemin dört bir yanında.

Dereler, şelaleler ağaçları kayaları önüne katıp denizlere sürükledi.

Heyelanlar toprakları yerinden söktü, kiraz ağaçları meyvelerini döktü.

Ay söndü, çay bahçeleri yeşile küstü karaya döndü.

Sadece; ‘Kim bu? diyebildim.

Meryem; İstanbuldan gelmişti.

Açık sözlülüğü ve ağızının bozukluğundan dolayı, ‘İstanbullu Kız lakabıyla bilinirdi.

Kulağıma eğildi;

‘Milletvekilinin oğlu o, benim saf köylüm. Babası ülkenin, oğlu senin bakmaya kıyamadığın yârinin ırzına geçiyor dedi.

Meryemin o ‘saf köylüm sözünü hiç unutmadım.

Geçen hafta 46 yaşıma girdim;

Köylü saflığıyla, ülkemi yar gibi, yârimi ülkem gibi sevmekten vaz geçmedim.

Yârimi bir daha kimseye kaptırmadım

Ama

Ülkemi siyasilerden koruyamadım...

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
12MAR2021