25 MART 2009
Türk siyasetinin dönüm noktası…
Kara bir leke gibi Türk siyasetine yapışan cinayet.
Türkiye de iktidar olmak için emperyal güçlerle pazarlık yapanların verilmiş sözlerini hayat geçirdiği zamanlar. Devlet yapısının, milletin kültürel değerlerinin ve toplumsal bütünlüğün bütün hızıyla bozulmaya başladığı yıllar.
Aynı zamanda iktidara destek verenlerin muktedir olma mücadelesinin kızıştığı zamanlar.
17 Mayıs 2007 yılında Danıştay saldırısıyla başlayan süreç, Devlet güvenlik kadrosu içerisinde yer almış PKK ya karşı ciddi mücadele vermiş ve toplumda karşılığı olan bütün isimler sonradan hiçbir hukuki dayanağı olmadığı anlaşılan uydurma belgelerle tutuklanma çılgınlığına dönüşmüş.
Türk Milletinin değerleri adeta bir saldırı ve aşağılama kampanyasına uğramış. İktidar ve destekçisi egemen güçler (cemaatler) çeşitli gazete, dergi, çok etkili Televizyon ve sosyal medya aracılığıyla bütün tarihimizi, tarihsel kişiliklerimizi adeta hakaret yağmuru altında kötülemektedirler.
Türk milliyetçileri umut bağladıkları MHP den bu saldırı ve hakaretlere karşı duruşu çok yeterli bulmamakta. Özellikle, Devlet Bahçeli’den salı konuşmaları dışında başka bir faaliyet görmemeleri, seçim zamanlarında etkisiz ve heyecansız çalışmalar sebebiyle büyük yılgınlık yaşamakta ve arayış içerisindedirler.
İktidar ve yandaşlarının yolsuzluk ve usulsüz ihale dağıtmaları. İktidar partisine geçip birden bire lüks jip, villa ve para pul sahibi olanların tantanalı hayatları ciddi rahatsızlık yaratmakta ancak toplumda İktidara alternatif olacak bir seçenek te sunulmamaktadır.
Çünkü ne MHP de ne CHP de böyle bir gayret yoktur.
Fakat toplumun sessiz sessiz takip ettiği bir isim vardır.
Genç, enerjik, mücadeleci ve gerek 12 Eylül öncesi-sonrası, gerek 28 Şubat süreci ve mevcut iktidarın bütün çağrılarına karşı Onurlu bir tavır ortaya koyan İmanlı ve dürüst biridir o.
Zulüm Azrail olsa da hep Hakk’ı tutacağım. Mukaddes, davalarda ölüm bile güzeldir.
Bir elinde bilgisayar, bir elinde KUR’AN olsun.
Namlusunu millete çeviren tanka selam durmam.
Bir saniyesine bile hakim olmadığınız bir dünya için; bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.
Ben Türk’üm, Türk esir olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Devletsiz olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Bayraksız olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Ezansız olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Hürriyetsiz olmaz.
Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu! Bana baskı sökmez! Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok
.
Emperyal güçlerin ve onlara iktidar olmak için Türk devletinin ve Milletinin bekasını tehlikeye atacak söz verenlerin karşısında ki en büyük güç sessiz ve derinden yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştır.
Hani bir söz vardır. Büyük devletler işini şansa bırakmaz, çizdikleri yolda onlara hizmet edecek kim varsa onların önünü temizler ve hizmete devam ettirirler.
Yiğit Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden sonra İktidar ve İktidar içinde muktedir olma mücadelesi (cemaat) verenler 17-25 Aralık sürecinde aralarında ki gizli mücadeleyi alenen güç savaşına çevirmişlerdir.
İktidar gücü paylaşmam, cemaat ise seni ben iktidar yaptım veli nimet benim demeye başladı.
Bu savaşın iktidar yolunda katledilenler açısından önemi: Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Tayyip Erdoğan'ın ''önünü keseceğini hissettiği ve Milliyetçi
muhafazakar kesimin ona kayacağını hissettiği için Prf. Dr. Hayrettin Karaman’ dan fetva alarak öldürttüğü'' iddiasını yayan cemaat.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun Partisi BBP e asla Fetullahçı sokmadığını, Fetullah’ın hiç bir yolla Muhsin beye etki ve şantaj yoluyla bir şey yaptıramadığını, Muhsin beyin anti emperyalist ve anti Amerikancı yapısı sebebiyle emperyal güçlerle beraber devlet çerisinde Fetö’nün örgütlenmesini dillendirip ''böyle bir örgütlenme varsa anasını okurum'' dediğini ve bu sebeple ortadan kaldırıldığını dillendiren iktidar yandaşları.
Neresinden bakarsanız bakın. Muhsin Yazıcoğlu’nun öldürülmesi hem iktidarı hem cemaati rahatlatmıştır.
2001 yılı itibariyle Türkiye’de başlayan kanlı iktidar süreci, bir zamanların yol arkadaşları olan Recep Tayyip Erdoğan ve Fetullah Gülen’i karşı karşıya getirmiştir. Recep Tayyip Erdoğan içine düştüğü uçurumu fark ederek Devlet-millet -Vatan kavramlarına sıkı sıkıya sarılmış.
Fetullah Gülen ise 15 Temmuz salaklığıyla ABD’nin kuklası durumuna düşmüştür.
MHP ve Liderinin toz toprak içerisinde ''ben en sağlama güveneyim'' ilkesini toplumun büyük bölümü kabullenmiş ve Türk milleti bize göre iki yanlıştan daha az günahı olana umut bağlamış durumdadır.








