HATÇA  ANAM

HATÇA ANAM

Kırlangıç yapar yuvayı

Çamur sıvayı sıvayı

Bana düşman kızı derler

Gavur babamdan dolayı

Folklor derlemelerimin önemli kaynaklarından biri de Hatça Anamdı. Babamın küçük analığı. Babaannemin, babam küçük yaşta iken rahmetli olması sebebiyle onun yanında büyüdük diyebilirim.

İlginç bir kadındı.Cerit'in ünlü ve köklü ailelerinden birinin kızı idi. Karamanlı'ya (Karabey Dedeme) geldikten sonra pek gün yüzü görmemişti. Lakin bundan hiç şikâyet ettiğini duymadım. Onca fakirliğin arasında belki şehirde bir çarşı pazar görmeden geçti gitti anacağızım. Kan bağım yoktu ama kan bağım olsa ancak bu kadar severdim sanırım.

17-18 yaşlarında iken Ceyhan'ın Hürüuşağı köyünden ayrılmasına rağmen, Cerit folkloruna ziyadesiyle vakıftı. Belki de yaşadığı zorlu yılları unutmak için bir araya geldiğimizde hep bildiği eski hikâyeleri anlatır dururdu. Hangi birini saymalı ki, mesela kendisinden ünlü Dede Korkut hikâyelerinden Bamsı Beyrek'in bir varyantını dinlemiştim de, bunu o zamanlar yazıya aktarmamış olmak, benim için hayatımdaki önemli pişmanlıklardan biridir.

Ünlü Tecirli beylerinden Açacık Ömer'in hikâyesini ayıla bayıla anlatır, "gözüne bir çıngı düşmüş" diye başlar sonunu getirirdi. Yahut Soyadımızı veren Topuz dedemizin kız kardeşinin yaktığı ağıdı söylerken jest ve mimikleriyle mest ederdi beni. Yıllarca tekrar ettirmişimdir.

Söyler, anlatır, hüzünlenir, sonra birden bire durur:

-İşte böyle böyle, hâl böyle böyle! der ve lafı yarım bırakır dalar giderdi...

Eski günleri hayal ederdi sanırım. Sanki dünyaya 100 yıl erken gelmediğine pişman olmuşcasına... Sonra tekrar başlardı anlatmaya. Hep dilinde konup göçen Cerit Aşireti, yaylalar, buğrasından tor mayasına, binek atından- koşu atlarına, ağ evinden- derim evine anlatır da anlatırdı. O dem beliklerini önüne düşürmüş allı yeşilli giyinmiş, Binboğa Yaylalarına doğru katarlanmış Türkmen göçünün önünde yürüyen tor mayanın başını çeken onbeş yaşında bir Cerit kızını hayal ederdim.. Kanaatimce de yanlış zamanda dünyaya gelmişti, o saf, mahzun Anadolu kadını...

Genç yaşta kayıp ettiği kardeşinin acısını ömür boyu yüreğinde hissettiğine şahidim. Bir genç ölümü duysa ölenin yakınları kadar yanardı, bilirdim ki o cenazenin şahsında aslında kendi acısına ağlardı. Hani ağıtların ünlü "Karlı dağlar karsız dağlar/Herkes ölüsüne ağlar" kalıbındaki misalden.

Girişte bir dörtlüğünü yazdığım Çukurova Beylerinden Hüseyin'in Ağıdını ondan yazmıştım. Gerçekten de beylere yakışır bir ağıt. Hafızam beni yanıltmıyorsa Yaşar Kemal tarafından da bir kısmı derlenmişti.

Bir başka ünlü ağıdının bir kaç dörtlüğünü de ondan dinlediğimi hatırlarım, Körün Oğlunun Ağıdını dostlarımız nasıl bulacak bakalım:

Ben söylerim ben bellerim

Sivasa mektup yollarım

Senin için sürmel’ eşim

Yenge beşiği sallarım

Ala at boşandı örkünden

Ağ bebek düştü terkimden

Ayan olsun sürmel’ eşim

Seslenemedim korkumdan

Düşman garşı gelincağaz

Amanın buldu başımı

Çift keklik gibi gelirken

Gurbanlık verdim eşimi

Ağar endirin enişten

Hâbemiz dolu yemişten

Hodul gezer sürmel’ eşim

Tabaka daşır gümüşten

Ağıdın devamı da var dostlarımızı sıkmamak için bu kadarı yeter diye düşündük. Hatça Anam kendisini anmamı istedi sanırım.

Bütün güzellikler sizinle olsun dostlarım.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
5OCA2018