Saat gece yarısını çoktan geçmişti,
Uykumu bölen seslerle uyandım.
Çocukluktan kalma bir huy, ayak sesine uyanırım.
Önce perdeyi açıp dışarıya baktım. Bulutlu bir hava ama bulutların arasında parlayan dörderli beşerli yıldızları gördüm. Dışarısı sakindi. Anormal bir durum yok gibi duruyordu.
Sesler salondan geliyordu. Önce ürktüm sonra kafamı şöyle bir uzattım.
Bismillahirrahmanirrahim!
Kimseler yoktu ama sesler konuşmalar fısıldamalar devam ediyordu. Bir cesaret salona adım attım yine kimseyi göremedim. Sanki bir kitabın sayfaları çevriliyordu.
Seslerin yoğunlaştığı yer kütüphaneydi. Korktum geri çekildim. Cesaretimi biraz daha toparladım. Kütüphaneye doğru yöneldim.
Sesler tanıdık geliyordu.
Bir ses; ‘Karaoğlan korkma’ dedi. Büyük İbrahim (Ayı İbrahim) di, yanında Sinan abi, Çetin abi, Rıdvan abi, Talip abi, Nuri abi, Alaattin abi, Kaleci Erol, Küçük Erol’u görür gibi oldum. Derken fötr şapkasıyla uzun boylu bir silüet belirdi. Kâmil Bilgehan benziyordu.
Onun yanında Muzaffer Işın, İbrahim Mısrlıoğlu, Mustafa Çizmecioğlu, Hulki Avlıcıoğlu, Yılmaz Becikoğlu vardı. Yuvarlık bir masada oturuyorlardı.
Becikoğlu o kendine özgü ses tonuyla; ‘Yener Abi nasıl’ dedi.
Bir tarafta kurucular oturuyordu. İsmail Özer, Erkan Tüzün, Zeki Balatcıoğlu, Orhan Samancıoğlu, Reşat Kırmusaoğlu, Doğan İleri ilk seçebildiklerimdi.
Diğer bir tarafta, Altan Doyran, Yavuz Kınacı, İbrahim Çelik, Mehmet Cop, Selami Dereli, Kemal Çevik, Mustafa Çatladı, İbrahim Yaman, Turgut Kural, Cihat Velioğlu, Mustafa Gürtan, Nahit Garipoğlu aralarında konuşuyorlardı.
Mustafa Gürtan çakmak çakmak bakışlarıyla bu saate kadar niye yatmadın, Türkçe ödevini yaptın mı der gibiydi.
Yunus Çufa ile Tahir Tabakoğlu baş başa vermişler aralarında tartışıyorlardı.
Hocaları gördüm. Mösyö Dinka, Kadri Aytaç, Galip Türkkan, Mösyö Neagu, Gürsel Aksel, Cahit Sinan yanlarında İhsan Dümenli, Doğan Köseer, Bedri Şan vardı.
Kulüp Müdürü Kamuran Oralp, Cemal Abiyle uzaktan bakıyorlardı.
Gazeteciler vardı, Türkay Veciz, İlhan Önder, Necati Güzeltürk, Hasan Toker, İhsan Kalaycıoğlu, Fevzi Duru…
Derinlerden bir ses geldi; ‘Bila je to odlicna utakmica brate moj. Reci Muharemu Hodzi da nas ne zabrovi’ diye seslendi.
Söylenenlerden bir tek Muharrem Hocayı anladım, Halitoviç’in sesiydi bu.
En son Amigo Tevfik’i gördüm. Kalabalığın ardı arkası yoktu. Mutlu gözüküyorlardı. Bahçeden bir ses yükseldi, kafamı çevirdim, bir anda sesler kesildi.
Göz kapaklarım kapanıyor, açmakta zorlanıyordum. Kitapları düzelttim. Tekrar odama geçtim.

***
Dün gece İstanbul çok güzeldi.
Bütün Türkiye Boluspor’u istedi. Evren pozitif mesajlar ilettiler.
Son yıllarda izlediğim en heyecanlı maçtı.
Kardeşim Özcan Özdemir’e mesaj attım. İlk yarı orta sahanın dışına çıkamıyorduk. Arkadaşım penaltılara kadar gidelim dedi. 2. yarı her şey değişti.
Teşekkürler Küçük Şehrin Büyük Takımı. Bize harika bir gece yaşattın.








