İnsan doğayı sadece kopyalayabilir.
Bunun için, evrenin ilahi döngüsünü tutturmak üzere sistemler ortaya koyar.
Doğa bu işi kendi kendine yaparken
İnsanoğlu ciddi uğraş ve masraflar eder!
Sistem genelde ‘mekanikken’
‘Onu saklayarak’
Doğaya özdeş görüntüye sokmak artık sanat işine girer.
Bir mekanikçi sistemi iyi kurar da
Sistemini kurduğu şeyi doğal gösteremez!
Devreye, o sistemi doğaya dönüştüren dokunuşlar girer!
Ben yazacaktım
Muharrem Demirel hocam yazmış;
Belediyemizin yaptığı göletler neden doğal değil diye?
Doğal değil!
Çünkü sistem var, sanatsal dokunuş yok!
Doğal gölde üç şey vardır;
Su, toprak, yeşil, ahşap ve biraz da taş…
Siz tuvale sadece taş ve suyu taşırsanız
O doğal olamaz!
Şöyle bir bakıyorum;
Belki de daha bitmemiştir!
Ama suya yakın taştan başka
Ne toprak, ne de yeşil olmayınca
Su bitkileri için suyun içinde içi kum dolu çuvallar konmayınca
Akla ilk gelen;
Bu iş doğal olmayacak galiba!
Taş yoğunluğunun yanında
Doğal ortamı bozacak o gri şilte de başa bela aslında!
Onun da reçetesi;
Hem sudan, hem de topraktan iç içe girmiş yeşillikler…
O, bu sistem çirkinliğini kapatırken
Aynı zamanda kullanıcıları sudan uzak tutarak
Güvenliği de sağlayacak!
Yoksa
Suyun getirdiği tehlikeleri
İdare ancak, şu anda çekilen ikaz bantlarıyla bertaraf etmeye çalışacak!
Peki hem sudan hem de karadan bu bitki yoğunluğunu sağlayacak ortam var mı?
Dedik ya!
Şu an yok, taş ve sudan başka!
Hal böyleyse;
Eksiklik, sistemi doğallaştıracak sanatsal kafanın sistemle beraber devreye girmemiş olması!
Doğal gölet; sadece suyu biriktirmekle yapılmaz!








