DOÇ. DR. KOÇ; ‘RUH SAĞLIĞI DAYANIKLILIĞIN TEMELİDİR'

DOÇ. DR. KOÇ; ‘RUH SAĞLIĞI DAYANIKLILIĞIN TEMELİDİR'

Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ayşegül Koç, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü münasebetiyle açıklama yayımladı.  Bu yıl Ruh Sağlığı Gününün temasının ‘Felaketlerde ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı Hizmetlerine Erişim’ olarak belirlendiğini dile getiren Doç. Dr. Koç  Ruh sağlığının korunmasının önemine vurgu yaptı. 

Ruh sağlığının işyerinde ki önemine değinen Doç. Dr. Ayşegül Koç,  felaketlerden sadece yaşayanlardan değil izleyenlerinde duygusal olarak etkilendiğini belirten Doç. Dr. Ayşegül Koç, ruh sağlığının dayanıklılığın temeli olduğunu söyledi. 

‘TEMEL BİR İNSANİ İHTİYAÇTIR’ 

Doç Dr. Ayşegül Koç yaptığı açıklamada; “Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından 1992 yılından itibaren 10 Ekim tarihi, dünya çapında ruh sağlığı sorunlarına ilişkin farkındalığı artırmak ve dünya çapında etkilenenlere destek olmak amacıyla Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak kabul edilmektedir . Bu yılın Dünya Ruh Sağlığı Günü teması “Felaketlerde ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı Hizmetlerine Erişim’’ olarak belirlemiştir. Bu tema çok önemlidir. Çünkü; Depremler, seller, yangınlar, savaşlar, pandemi gibi felaketler sadece evlere ve bedenlere değil insanların ruhlarına da hasar verir. Bunlar yaşandığında beden yaralarını sarmak kadar, görünmeyen ruhsal yaraları fark etmek de hayati önem taşır. Travma, kayıp ve belirsizlik yaşayan bireylerin zamanında psikolojik destek alması, uzun vadede ruhsal hastalıkların önlenmesi açısından çok değerlidir. Bu nedenle afet yönetiminde ruh sağlığı hizmetleri bir lüks değil, temel bir insani ihtiyaçtır” dedi. 

‘TÜM DÜNYA GİBİ BİZ DE TANIKLIK EDİYORUZ’

Felaket anlarında ruh sağlığı hizmetlerine ulaşmanın zorlaştığını belirten Başhekim Koç; “ Çünkü afetlerin hemen ardından öncelik genellikle fiziksel kurtarma ve barınma ihtiyaçlarına verilir. Ancak afet sonrası ilk günlerde ortaya çıkan stres, panik, uyku bozuklukları ve çaresizlik duygusu, erken müdahale edilmezse uzun vadede kalıcı ruhsal sorunlara dönüşebilir. Ayrıca ulaşım zorlukları, uzman eksikliği ve ruhsal desteğe dair önyargılar da hizmetlere erişimi güçleştiriyor. Felaketi yaşayanlar yanında afet ve acil durumlarda müdahale çalışmalarında görev alanlar, ister gönüllü olarak, ister kurum tarafından görevlendirilmiş olsun, bir şekilde yaşananlardan etkilenirler. Alanda çalışanların bir kısmı diğer insanlara yardımcı olabildiklerini görerek, deneyimlerin kendilerini geliştirip  olgunlaştırdığını ve yaşama farklı açıdan bakabildiklerini farkederken; Bir kısmı ise bu yardım çalışmalarında kendilerini stres altında hissedebilir ve travmatik yaşantılara maruz kalanlara benzer tepkiler gösterebilirler. Felaketlerden doğrudan etkilenmesek bile, sürekli kötü haber duymanın ruh sağlığı üzerindeki etkisi de çok önemli bir konu. Günümüzde küresel ölçekte yaşanan savaşlar, göçler, doğal afetler veya şiddet olaylarını televizyon, sosyal medya ve haber kanalları aracılığıyla anbean izliyoruz. 2023 den beri Filistin de yaşananlara, yıkılan binalara, ağır yaralanan, yada ciddi çocuk açlığına, tıbbi malzeme ve yiyecek eksikliğine tüm dünya gibi biz de tanıklık ediyoruz. Sürekli olumsuz haberlere maruz kalmak, “ikincil travma” dediğimiz bir duruma yol açabiliyor. Yani kişi doğrudan felaketi yaşamasa bile, görüntülere ve haberlere tekrarlayan şekilde maruz kalmak kaygı, huzursuzluk, uyku bozukluğu, çaresizlik hissi ve umutsuzluk yaratabiliyor. Bu durum özellikle çocuklar, ergenler ve zaten stresli kişilerde daha belirgin görülüyor”

BU OLUMSUZ ETKİLERLE BAŞA ÇIKABİLMEK MÜMKÜN

Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ayşegül Koç açıklamasının devamında şu cümleleri kullandı; “Gün içinde haberleri belirli bir zaman diliminde, güvenilir kaynaklardan takip etmek yeterlidir. Sürekli bildirim ve akışlara maruz kalmak, zihin üzerinde baskı oluşturur ve kaygıyı artırır. Bu nedenle haber maruziyetini sınırlamamız gerekir. Sosyal medya kullanımına kısa molalar vermek, zihinsel yenilenme sağlar. 

Ekranlarda gördüklerimiz bizi etkiler ama hepsini kişisel sorumluluk gibi hissetmemeliyiz. Yardım kampanyalarına destek olmak, dayanışma göstermek kişiye kontrol ve anlam duygusu kazandırır.   Endişeyi bastırmak yerine yakın çevreyle konuşmak, gerektiğinde profesyonel destek almak önemlidir. Uyku, beslenme, nefes egzersizi ve doğayla temas gibi küçük alışkanlıklar ruhsal dengeyi ve duygusal dayanıklılığımızı güçlendirir.

Duygusal dayanıklılık; zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkabilme kapasitesidir. Bu güç, öğrenilebilen bir beceridir. Dayanıklılığın güçlenmesinde en önemlisi sosyal destek ile kurulan  kişiler arası bağdır. Yakın çevreyle temas halinde olmak, “yalnız değilim” hissini güçlendirir. Küçük destekler bile iyileştiricidir.  Umudu sürdürmek de önemlidir. Çünkü her koşulda anlam aramak ve geleceğe dair hedef koymak, iyileşmeyi hızlandırır. Bunun yanında günlük yaşamda küçük düzenleri korumak, hayatımızdaki rutin olarak yaptıklarımıza devam etmek belirsizlik duygusunu azaltır. Ayrıca her zaman psikolojik destek alabileceğimizi bilmeli yardım istemekten çekinmemeliyiz. Çünkü psikolojik destek almak bir zayıflık değil, güçlü bir farkındalıktır.

SON SÖZ:

 “Ruh sağlığı, dayanıklılığın temelidir.” Felaketleri sadece yaşayanlar değil, izleyenler de duygusal olarak etkilenir. Bu nedenle her bireyin kendi sınırını tanıması, ruhsal dengesini koruması çok önemlidir. Ruhsal dayanıklılık; hem kendimizi korumanın hem de birbirimize güç vermenin en insani yoludur.” Yardım istemekten, duygularınızı paylaşmaktan ve dayanışma göstermekten çekinmeyelim.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
10EKİ2025