CEMAAT TUZAKLARINA NEDEN DÜŞÜYORUZ?

CEMAAT TUZAKLARINA NEDEN DÜŞÜYORUZ?

17/25 Aralık’daki yolsuzluk ve rüşvet operasyonu adı altındaki hükümete darbe girişimi ve 15 Temmuz İhaneti, bize kendi kendimize bazı soruları sormamızı ve bu sorulara cevap aramamız gerekliliğini ortaya çıkardı. Nasıl oluyor da ilkokul mezunu cahil bir imam müsveddesi, imamlıktan istifa edip, içinde televizyon kanalları, radyolar ve gazeteler bulunan bir medya imparatorluğuna sahip olabiliyor? Nasıl oluyor da yurt içinde ve yurt dışında dershanelere ve okullara sahip olabiliyor? Nasıl oluyor da memleketin çok iyi eğitim almış, avukat, hakim, öğretmen, polis, asker vesaire gibi insanlarının da mensubu bulunduğu bir cemaatin liderliğini yapabiliyor ve onları illegal faaliyetlere yönlendirebiliyor?

Zira hem 17/25 Aralık Operasyonunun hem de 15 Temmuz İhanetinin

 

ardından devlete paralel yapılanmış, amirleri yerine abilerini dinleyen, savcı, hakim, polis gibi memurlar ortaya çıktı. Bu memurlar sayesinde ilkokul mezunu cahil bir adam Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini yıkmaya teşebbüs cüretini gösterebildi. İslam Tarihi boyunca günümüze kadar gelişen olaylara ve en son yaşanan cemaatçi paralel yapı olayına bakıldığında olayın aslında ekonomik ve politik, sosyolojik ve psikolojik bir çok boyutları olduğu görülür. Ekonomik ve politik boyutlarında İslam Toplumu’nun parlak devirlerinin ardından, evrensel bazda bir ekonomik sistem ve devlet yönetimi koyamamış oldukları gerçeği görülür. Bugün dünyada İslam Devleti olduğunu ve şeriatla yönetildiğini iddia eden ancak birbirinden farklı uygulamaları olan devletler bulunmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v ) in vefatının ardından başlayan Dört Halife Devri’nin dışında İslam Toplumu kendi içinde ayrılıklara ve iktidar mücadelelerine sahne olmuştur. Halifelik Makamı da kurumsal yapısını günümüze kadar devam ettiremediğinden İslam Toplumu arasında birlik ve beraberliği sağlayacak ve ortak harekete sevk edecek bir mekanizma kalmamıştır. Türkiye bize göre İslam’ın en güzel yaşandığı bir ülke olarak kabul edilir. Bu görüş bazı yönlerden doğru olarak kabul edilebilir. Ama inanıyorum ki bizdeki kadar istismar edilen, ekonomik ve politik amaçlarla kullanılan bir ülkede yoktur. Eğer öyle olmasaydı sahte şeyler, dervişler ve cemaatlerle ilgili haberlere rastlamazdık.

1923’deki Türk Devrimi’nin ardından Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasını muhafazakâr kamuoyu, yaşam tarzlarına ve inançlara baskı ve yasaklama olarak algıladı. Elbette bu görüşü haklı çıkaracak uygulamalar oldu. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama ve gerileme döneminden itibaren, din adamlarının ve dini grupların Batı’nın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini kendi kişisel nüfuzlarını tehtit ettiği için İslam’a aykırı olarak göstermeleri, örneğin matbaanın icadıyla basılı kitabın bilgiyi kolay ulaşılabilir hale getirmesi Batı’nın Aydınlanma Çağını başlatırken Osmanlı din adamlarının bunu gavur icadı diyerek red etmeleri Osmanlı’nın gelişme sürecini olumsuz etkilemiştir. Osmanlı Devleti’nin geri kalmışlığının başlıca aktörlerinden biri olarak görülen yanlış dini uygulamalar ve ehliyetsiz din adamlarının fetvaları Mustafa Kemal Atatürk ve milliyetçi modernleşmeci aydınlar tarafından ilerlemenin önündeki engellerden biri olarak görülmüştür. Bu durumu fırsat bilen dönemin siyasal otoriteleri de bunu bir adım daha öteye taşıyarak İslam’ı topyekün ilerlemenin önünde engel olarak gösterme gayretine girmişler, yasaklayıcı ve baskıcı uygulamalara girişmişlerdir. Yer altına inen dini eğitim faaliyetleri dini bilgilerin ehliyetsiz kişilerden yanlış şekilde öğrenilmesi sonucunu doğurmuştur.

Yine bir başka önemli faktör de Türk insanının okumayı, araştırmayı sevmeyen başkalarının söylediklerini doğruluğunu araştırmadan sorgulamadan hemen kabul eden yapısı ve kendine olan güven eksikliğidir.

 

Hassas bir konu olan dini bilgilerde de Türk İnsanı içindeki inanma arzusunu araştırma ve okuma gayreti göstermeden başkalarının yaydığı bilgilerden karşılama yoluna gitmektedir. Türk insanının bu yapısını bilen kötü niyetli din tacirleri tıpkı Fethullah Gülen örneğinde olduğu gibi cemaat kisvesi altında örgütlenip, insanların psikolojik ve ekonomik zaaflarından yaralanarak kendi kamplarına çekmekte ve bunları kendi amaçlarına uygun şekilde yetiştirmektedirler.

 

Üniversiteye ya da liseye başlamış bir kız yada erkek, eğer ailesinin maddi olanakları kısıtlıysa, ve biraz da özgüven eksikliği varsa bu cemaatlerin tuzağına kolayca düşebilmektedirler. Bu durumdaki kişileri sahip çıkma bahanesiyle kendi içlerine alan bu cemaatler, süreç içerisinde bunları kendi amaçları doğrultusunda yetiştirip bağımlı hale getirebilmektedirler. Cemaat tuzağına düşen bu insanlar, burada beyinleri uyuşturulmuş mistik bir atmosferde yetiştirildikleri için özgüvenlerini kaybetmekte ve okul hayatlarını tamamlayıp göreve başladıklarında kendi özgür iradelerini kullanmak yerine adeta bir vefa borcu olarak gördükleri cemaat amaçlarına uygun hareket etmektedirler.

Bir diğer faktörde ve belki de en önemlisi din adamlarımızın, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevini yapmamasıdır. İmam, yol gösteren, rehberlik eden anlamına gelir. Bizim İmamlardan bir din adamı olarak beklentimiz, İslam Tarihini, İslam Hukukunu, İbadetlerimizin hikmet ve esaslarını topluma öğretmeleridir. Ancak bugün geldiğimiz noktada devlet memuru zihniyetiyle hareket eden, din adamlığını memur kimliğinin arkasında gizleyen, namaz vakitlerini zorunlu bir görev olarak algılayan ve bulduğu her boşlukta bu görevlerini dahi yapmayan din adamlarının olduğu bir memlekette bu cahillerin şeyhliğinde hareket eden müritler hiç eksik olmaz. Katıldıkları her dini toplantıda, vaazlarda asırlardan beri hala topluma abdest alıp namaz kılmayı anlatan, İslam’ın şartları ve imanın şartlarından öte bir müfredat uygulamayan din adamları varken açığı kapamak için araya böyle zararlı cemaatler girer.

Müslüman olan herkes çok iyi bilmeli ki, Ehli Sünnet İnancından ve İmamı

 

Azam’ın yolundan başka hiçbir inanca ve yola ihtiyacımız yoktur.

 

Yol bir tanedir ve bu yol dosdoğrudur. Tali yol yoktur Sağa sola sapmadan hedefe gider. 15 Temmuz İhaneti,

 

bize bu yoldan sapmanın, kestirme ve tali yol arayışlarının ne kadar tehlikeli olduğunu göstermiş oldu. Türk Siyasetçileri de bu olayda gördüler ki, inanç kisvesi altında örgütlenen yapılarla hiçbir iktidar uğruna işbirliği yapılamaz. Her yapı kendi ekonomik ve siyasi çıkarları uğruna hükümet için güçlü bir baskı grubu olacağı için, bu güçlerini amaçlarının büyüklüğüne göre hükümetler aleyhine ve her türlü ahlaksız yöntemlerle kullanabilmektedirler.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
17EYL2016