Bu yol memleketime gidiyor!
Yağmurla açılan kapıları açtı,
Güneşi çaldı gökyüzünden,
Avuçları yandı!
Bu yüzden tutamadım ellerini!
***
Bolunun ormanlarını koklar gibi baktım gözlerine.
İlkokul bahçesinden ısmarladığımız adımlarımızı giyindik ayaklarımıza…
Saçlarımızın arasından yürüyen yağmurla,
Sarıalanda iki minik çimen tanesi gibi ıslandık…
‘Bu yol memleketime gidiyor dedi.
Elini uzattı,
Avuçlarında güneş yanığı…
Bu yüzden tutamadım ellerini!
***
Gecenin bir yarısı balkondaki çiçeği suladı kadın!
Islandık…
Sonra bir çocuk ağladı,
Karanlığı bozdu ninni sesleri;
Eeeee, eeeee, eeeeee,
Uyusun da büyüsün, nenni…
***
Kaldırımlar sustu ardından,
Üşümüşler,
Eğildik; koynumuzda kuruttuk kaldırımları,
Okşadık boyunlarını…
Parçalarımızı avuçlarımızla toplayıp, başımızdan aşağıya döktük,
Tam olduk!
***
Bolu Dağları ip atladı önümüzde,
Köroğlu saz çalıp, türküler söyledi kulaklarımıza…
‘Bak burası Uğurlu Naip Tekkesi dedim.
Şeyh Mustafa Sabri Efendiyi anlatacaktım ki,
Saçlarını sol eliyle sıyırıp, sağ eliyle yanağımı tuttu.
Zaman durdu,
Ay utancından bulutların arkasına saklandı,
Yıldızlar dört bir yana kaçıştı.
‘Öpme, öpersen dudaklarım kalır, dudaksız doğar çocuklarımız dedim,
Dinletemedim…
Öptü!
Gök gürültüsüyle yırtıldı gökyüzü,
Yağmurlar boşaldı üzerimize,
Avuçlarımızda güneş yanığı,
Rabbim affetsin!
Güneşi biz çaldık gökyüzünden…








