Timurlenk, İran’ı ele geçirdikten sonra bir gün ünlü şair Hafız’ı yanına çağırır.
‘Sen, bu ülkeyi bir şiirinde sevgiline bağışlıyorsun. Benim ülkemi sevgiline nasıl bağışlarsın?’ diye hesap sorar.
Hafız da; ‘Evet, bağışladık da bu hale geldik, çulsuz kaldık ve böyle karşındayım’ demiş…
Bizim çulsuzluğumuzun sebebi işte budur;
Ülkemin siyah gözlü çocuklarına, kırmızı yanaklı kızlarının umutlarına Dünyaları bağışladık.
***
Sanat Sokağı Dergisinde ve Havadis gazetesinin Genç Edebiyatçılar Grubunda birçok yazar yetiştirdim. Gençlere edebiyatı sevdirmek, cümlelerin sihrini anlatmak için günlerimi verdim. Tüm bunları ücretsiz yaptım. Mesleğimin sadakası olarak bildik.
Gençlere edebiyatı, cümleleri anlatmak için para alanları, camide para karşılığı Kur’an okuyup din tüccarlığı yapanlarda ayırmadım.
Kafa aynı kafa sonuçta…
***
Uzatmadan Milli Eğitim Müdürlüğünün katkılarıyla düzenlenen Köroğlu Yazarlık Okuluna gelelim.
Paranın olduğu yerde İslam’ın olmayacağı gibi, edebiyatta olmaz lakin ortadaki cahilliği de sessiz kalacak değiliz.
***
Projenin koordinatörü beyefendi, ismini ilk kez duyuyorum. Fahri Tuna diye bir arkadaş…
Bir tarafta Milli Eğitim Müdürü, diğer tarafta Emine Davarcıoğlu ve Belediyenin Kültür Müdürü olunca araştırmakta fayda var. Sonuçta birikim ortada. Bunlara iki şiir öğrenmiş kimi getirirsen getir şair diye yutturursun nasılsa…
Fakat burada durum daha tehlikeli.
***
Muhterem Fahri Tuna’yı tanıyabilme adına kişisel sosyal paylaşım sitesini inceliyorum. Karşıma bir fotoğraf çıkıyor ve üzerinde bir mesaj; ‘bırak bu işleri, fırçala dişleri’ oğlummm.. şeklinde…
Olsun yazarlığını geçelim, gençlere dış fırçalamayı öğretir diyeceğimde, sonda ki o ‘oğlummmm’ u sokacak bir yer bulamadım.
***
Geçelim,
İncelemeye devam ediyorum;
Muhterem bu kez farklı bir paylaşım yapmış, Türkçeye sahip çıkma adına; “; ‘vatan sevgisi, millet, devlet, birlik, dirlik, samimiyet, fedakarlık in, cemaat, hocaefendi, himmet, risale, nur, ışık, ağbi, abla out…(Türkçemizin bu güzel kavramlarını değersizleştirenleri es mi geçeceğiz)
Şaka değil paylaşım eksiksiz böyle.
Haberde fotoğrafı var, bakabilirsiniz.
Şimdi bunun neresinden başlayayım. Cemaat, himmet, risale, nur gibi kelimelerin Türkçe olmadığını mı anlatalım.
Türkçeye sahip çıkarken ‘in’ ve ‘out’ gibi İngilizce ifadeler kullanmasına sövüp sayalım.
Yoksa gerçek Türkçe kavramların ön plana çıkmasına verdiği tepkiye mi şiirler okuyalım…
Gayri ben kafamdan geçeni sesle hallettim, yazıya dökmeye gerek yok.
Sizde dilinizi korkak alıştırmayın, bu paylaşımı yapan bir zihniyete cömertçe içinizi dökün gitsin…
Bunu da geçelim.
***
Hani neresinden tutsam elimde kalıyor.
Civanım bununla da yetinmeyip bir paylaşım daha yapmış; “
; ‘(şeyhim) Sadık Canlı’yı aradım geçen gün, ‘ağbi son günlerde seni hiç beğenmiyorum’ dedim. ‘Hayrola’ dedi. ‘Çünkü son zamanlarda kendimi beğenmiyorum da ondan’ dedim. ‘ne oldu?’ dedi. ‘Sen iyi bir şeyh olsaydın bende iyi bir mürit olurdum’ dedim. O meşhur gevrek kahkahalarından birisini daha attı, ‘haklısın şekerim’ dedi.’
Eeee şekerim, şimdi sussam bugüne kadar okuduğum kitaplara yazık, yazsam sana yazık olacak.
Kusura kalmayasın…
Bak şekerim;
Edebiyat bağımsız ve özgür bir ruh gerektirir. Kelimelerin, cümlelerin şeyhi olmaz.
Bu kafanın ülkeyi ne hale getirdiğini 15 Temmuz’da çok acı bir şekilde yaşadık.
Belli ki, az çok şiir veya kitap okumuşluğun var.
Yine de, o okuduğun cümlelerin hürmetine, ilk yazımda üzerine fazla gelmeyeceğim.
Zihniyetini, fikrini, müritliğini, biriktirdiğin kelimeleri kucakla ve Köroğlu diyarından arkana dahi bakmadan şeyhinin dizinin dibine git.
Yoksa yeminler olsun; seni bacaklarından kelimelerimin ucuna bağlayıp Köroğlu diyarında dönme dolap gibi döndürmezsem, okuduğum tüm kitaplar beni çarpsın.
DAHA FAZLASI İÇİN GAZETENİZİ ALMAYI UNUTMAYINIZ!








