Ahhh teyzem, 55’inde Kıbrıscık dağlarının taşları gibi kurumuş, inatla yerinden kımıldamayan teyzem;
Ahhh teyzem, şu akan Aladaş çayında, eti çekilmiş ayaklarını yıkayayım.
Öpüp başıma koyayım.
Bu tarih, bu coğrafya…
Bu ovalarada tüm ayazlara, fırtınalara inat başını eğmeyen çam ağaçları.
Bu toprakların çocuğu olmaktan daha büyük bir övünç olabilir mi?
Teyzem Türkan’a dönüyor.
‘O baldan yiyen içide kötülük biriktiremez, o bal insanın sadece midesini değil yüreğinide temizler’ diyor.
Türkan gülüyor, kulağıma eğilip fısıltıyla;
‘Bak teyzede anladı yüreğimin kirlendiğini, hadi gidelim’
Bu ovalar, bu dereler, bu çiçekleri bırakıp nereye gideceğiz.
Ahhh teyzem; sen bu ballardan ilimizin siyasetçilerine, bürokratlarına hiç yedirmez misin?
Onların kirlenen yüreklerini nasıl temizleyeceğiz.
Onlara bu ovaların kutsallığını, ilahi gücünü nasıl anlatacağız.
Onları buralara getirip bu derelerde nasıl kırklayacağız…
***
Birkaç gün sonra;
Tam kalkıyordum ki,
‘Necip Çarıkçı geliyor’ dediler.
Kalkamadım.
Selam vermeden söze girdi;
‘Sen toptan anlarmısın Mehmet?’
Bir yanım dur oğlum yapma diyor ama cevap vermeden de duramam.
‘Ben hem sahadaki toptan hemde dışardaki toplardan iyi anlarım Başkan’ diyorum.
Susuyor!
Hep birlikte susuyoruz.
Sadece biz değil takımda susuyor!
YAZININ TAMAMI İÇİN GAZETENİZİ ALMAYI UNUTMAYINIZ…








