“Güzeli sahiplenmek ve güzelde dalıp kalmak herkesin;
Olması gereken güzeli bulup çıkartmak
Gözlere ve gönüllere kazandırmak,
Er kişinin işidir.” Derken, Sahi, nerede kalmıştık?
../...
Bolu’da emanetlere karşı duyarsızlık var. Bunu söylerken asla insanları kızdırmak amacında değilim. Ama bir hakikati de dile getirmek lazım. Tarihi kayıtlara göre Bolu, Osmanlının ikinci kütüphanesinin kurulduğu yer. Yıldırım Bayezit cami ve külliyesini burada kurarken aynı zamanda kütüphanesini de kurmuş, iyi de kitap edindirmiş. Bu kitaplıktan da bu kitaplardaki bilgilerden de bugün eser yok! Yine 1932’de Halkevi açılmış şehrimizde. Güzel araştırmalar yapılmış, güzel geniş bir kütüphane kurulmuş. Günümüze bu kitaplıktan ve Halkevi’nde yapılan çalışmalardan gelenler ne kadar? Meraklı birilerinin elinde kalan üç beşi geçmiyor. Ne oldu bunlara ki? Bu kitaplar, bilgi ve belgeler nereye gömüldü, nasıl heder edildi ayrı bir merak ve araştırma konusu.
En son katlı otopark inşaatı başlanılıncaya kadar İsmetpaşa Caddesi’nde Bol Aş Lokantası’nın tam karşısında çeşmelerinden kökez suyu akan tarihi kitabesi olan heybetli Sirkeciler Çeşmesi vardı. Gayet sağlam gayet de yapıldığı günden son güne kullanılan, kesme taştan yapılmış bir çeşme idi. O günlerde inşaat bitince uygun şekilde monte edileceği söylenmişti. İnşaatla birlikte etrafı kapatıldı ve söküldü, sırra kadem bastı. O, şehre bırakılan bir emanetti. Hâlâ yok! Ne olduğu, nereye atıldığı da belli değil. İlgilenip sormak gerekmez mi?
1980’li yılların sonuna doğru Köroğlu Heykeli Belediye Meydanına indirildiğinde etrafında birisi üzerinde Osmanlı Tuğrası bulunan dökme, bir diğeri de daha yakın döneme ait arabası ile birlikte iki adet tarihi top vardı. Bunlar, 1993 sonunda yapılan düzenleme ile Bolu Belediyesi Ressam Mehmet Yücetürk Sanat Merkezi’nin bahçesine getirilmiş, en son meydanın betonla kaplanması, cafelere boğulması aşamasına kadar orada sergilenmişti. Daha sonra Karaçayır Parkı’na atılmışlardı. Her yeri pejmürde hale gelmiş olarak gördüğümde, Başkan Yardımcısı Emine Hanım’a fotoğrafını göndererek haberdar etmiştim. Sonrasında oradan kaldırıldılar. Kaldırıldılar ama ne oldukları akıbetlerinin ne olduğunu öğrenemedim. Bu toplar şehrin zenginliği idi. Hele üzerinde tuğrası olan Osmanlı Dökmesi eski top, çok uzun yıllardır şehirde idi. Cumhuriyet döneminde en son bu ses bombaları kullanılmaya başlayıncaya kadar önemli zamanlarda atılan topların, Ramazan’ın başlangıcını, iftar saatini, bayram başlangıcını bildiren ata yadigarı bir toptu. Bu topların akıbetini merak ediyorum. Yine eksikliklerinin giderilerek şehrin en uygun yerinde sergilenmelerinin mahzuru var mı? Bu ilgisizlik ve değerlerimize kayıtsızlık, şehrin malına, ata yadigarlarına saygısızlığa dur demek iyi olmaz mı?
Devam edecek...








