7-8 yıl önceydi;
Kibar sesli bir kadın,
‘Mehmet Bey, sarı basın kartınız için başvurunuzu yapmadınız. Evraklarınızı gönderirseniz işleme koyalım dedi.
‘Bu kadar tutuklu gazetecinin olduğu bir ülkede sarı basın kartı taşımayı reddediyorum dedi.
Telefon yüzüme kapandı.
Ogün bugündür değişen bir şey yok.
O zaman FETÖ tutukluyordu.
Peki ya şimdi!
***
Cümlelerin, kelimelerin ceza mahkemelerinde yargılanmasına karşıyım.
Yazılanlardan, haberlerden dolayı bir hesap verilecekse hukuk mahkemelerinde verilmeli.
Neyse bu konu uzun bir mesele sonra tartışırız.
***
İlimizde son dönemlerde gazetecilerin tutuklanması alışkanlık haline geldi.
Mehmet Altundan sarı öküz olmaz ama bir yerde sarı öküzü verdik.
Ardından mesleğin içinden biri olmasa da, yayınladığı bir açıklamadan dolayı Mahmut Alan tutuklandı.
Yani suç gazetecilik suçu,3,5 ayı cezaevinde geçti.
Şimdi de bolununsesi internet sitesinin sahibi Karuman Alagöz.
Kamuran Alagöz, o haberi yaptığında; ‘Bu listeler ne anlama geliyor başlığıyla bir yazı yazdım.
Merak edenler açıp okusunlar.
Alagözü ağır bir dille eleştirdim.
Böyle gazetecilik olmaz dedim. Bu haber gazetecilik değildir, insanları bu şekilde fişleyemezsiniz dedim.
Akabinde Kamuran Alagöz bir mesaj gönderdi bana.
Mesaj aynen şöyle; “Mehmet ne yapmaya neyi ispatlamaya çalıyon. Bana sataşıp üzerimden prim mi yapmaya çalışıyon”
Verdiğim cevap; “Sen kimsin senin üzerinden prim yapacağım. Ne alakası var…”
Bu görüşme bilgisayarımda hala durur.
***
Tüm bunları neden mi anlattım.
Kamuran Alagözün ceza aldığı habere açık tepki veren tek kişi bendim.
Bu tepkiden dolayı Kamuranla da tartıştık.
O günden sonrada aramız pek iyi değildi.
Evet o haber bir gazetecilik değildi.
Ama tutuklanmayı da gerektirmemeliydi.
Bir haber için gazetecinin aylarca tutuklu kalması cezaevinde yatması hukuken mümkün olsa da, vicdanen kabullenilecek bir durum değildir.
İnsan sormadan yapamıyor;
Haberi yapanı tutukladınız eyvallah da, ya haber yapılanlar ne olacak?
Geçelim
***
Son günlerin en önemli konularından Katırcılar Hanının yıkım kararı.
Belli ki Belediyemiz yıkmayı seviyor.
Sadece bina, tarih, kültür değil, gönül yıkmayı da seven bir Belediye yönetimimiz var.
Biz ne kadar tarih kültür desek de anlatma ihtimalimiz yok.
Onların anlayacağı dilden konuşalım.
Bakın o hanı yıkıp altında hazine falan aramayı düşünüyorsanız boşuna.
Ben baktım hazine falan yok!
Diğer taraftan bakmayın benim Kültür Merkezi dediğime.
Siz orayı restore edip bir yandaşa verin;
Tarihi bir lokanta yapalım…
Taş han gibi Güneydoğu mutfağı olmasın.
Bolu mutfağını oraya taşıyalım. Yöresel yemekler olsun.
Bir tarafında da yöresel ürünler satarsınız.
Emin olun paraya para demezsin.
Parayı duyunca, nasılda gözleriniz açıldı dimi.
Hiç vakit kaybetmeden yıkım kararından vaz geçin.
Yoksa paralar gider söylemedi demeyin…








