Bazı işler vardır; sonucu hemen görülür. Bir bina yükselir, bir yol yapılır, bir fabrika kurulur. İnsan emeği somut bir esere dönüşür ve herkes onu fark eder. Fakat bazı emekler vardır ki sessizdir. Ne açılış törenleri yapılır ne de başarıları manşetlere taşınır. Buna rağmen toplumun geleceğini en derinden şekillendirenler de çoğu zaman bu görünmeyen emeklerdir.
Ünlü çocuk doktoru ve psikanalist Donald Winnicott, "Sıradan iyi bir anne ile ona destek veren eşinin topluma ve bireye yaptığı büyük katkıya dikkat çekmeye çalışıyorum. Anne bunu yalnızca kendisini bebeğine adayarak gerçekleştirir." derken tam da bu gerçeğe işaret ediyordu.
Winnicott'un "sıradan iyi anne" kavramı son derece dikkat çekicidir. Çünkü o, anneliği kusursuzlukla değil, adanmışlıkla tanımlar. Çocuğunun her ihtiyacını mükemmel şekilde karşılayan bir anne değil; onunla duygusal bağ kuran, ihtiyaçlarını fark eden, yanında olan ve sevgisini hissettiren bir anne... Ona göre sağlıklı bireylerin temeli burada atılır.
Bugün dünyanın pek çok yerinde ebeveynler üzerinde ağır bir mükemmellik baskısı bulunuyor. Sosyal medya ekranlarından taşan kusursuz aile fotoğrafları, bitmek bilmeyen uzman tavsiyeleri ve sürekli yükselen beklentiler arasında birçok anne kendisini yetersiz hissedebiliyor. Oysa Winnicott'un yıllar önce söylediği şey oldukça sade ve insancıldır: Bir çocuğun ihtiyacı mükemmel bir anne değil, yeterince iyi bir annedir.
Bu düşünceyi psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu çarpıcı ifadeyle tamamlar:
"İyi çocuk yetiştirmek ve annelik yapmak, iyi bir fabrika kurmaktan daha kıymetlidir. Anneliği bu yüzden en önemli meslek olarak görmek gerekiyor."
İlk bakışta iddialı gibi görünen bu söz üzerinde biraz düşününce derin bir hakikati barındırdığı görülür. Bir fabrika mal üretir; ekonomiye katkı sağlar, istihdam oluşturur. Elbette değerlidir. Ancak annelik, insan üretmez; insan inşa eder. Bir çocuğun karakterini, vicdanını, özgüvenini, merhametini ve hayata bakışını şekillendiren ilk iklim çoğu zaman annesinin oluşturduğu iklimdir.
Bir toplumun adalet duygusu, empati kapasitesi, çalışma ahlakı ve dayanışma kültürü büyük ölçüde çocukluk yıllarında filizlenir. Çocuklar geleceğin doktorları, öğretmenleri, mühendisleri, sanatçıları veya yöneticileri olmadan önce bir ailenin evladıdır. Dolayısıyla bir annenin çocuğuna kazandırdığı değerler, yıllar sonra toplumun ortak karakterine dönüşür.
Belki de bu yüzden annelik yalnızca bireysel bir görev değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Fakat burada önemli olan nokta, bu sorumluluğun yalnızca annenin omuzlarına yüklenmemesidir. Winnicott'un özellikle vurguladığı gibi, annenin yanında ona destek veren bir eşin ve onu güçlendiren bir çevrenin bulunması gerekir. Çünkü sağlıklı çocuklar çoğu zaman yalnızca güçlü annelerin değil, güçlü ilişkilerin içinde büyürler.
Modern hayatın hızında bazen ekonomik başarıları insan yetiştirmenin önüne koyuyoruz. Daha iyi bir iş, daha yüksek bir gelir, daha büyük bir ev için çabalarken çocuklarımızla geçirilen bir saatin, birlikte edilen bir sohbetin veya sevgiyle kurulan bir bağın değerini gözden kaçırabiliyoruz. Oysa geleceği değiştiren şey her zaman büyük projeler değildir. Bazen bir annenin sabırla dinlediği bir çocuk, yıllar sonra binlerce insanın hayatına dokunacak bir yetişkine dönüşebilir.
Bu nedenle anneliği yalnızca biyolojik bir rol veya ev içi bir sorumluluk olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Annelik, insanlığın geleceğine yapılan en uzun vadeli yatırımdır. Sonuçları hemen görülmez; bazen yıllar, hatta nesiller sonra ortaya çıkar. Fakat etkisi bir fabrikanın üretim bandından çok daha geniştir.
Toplumların gerçek zenginliği yalnızca sahip oldukları kaynaklar, binalar veya teknolojiler değildir. Gerçek zenginlik; vicdanlı, sorumluluk sahibi, merhametli ve karakterli insanlar yetiştirebilme kapasitesidir. Bu kapasitenin ilk tohumu ise çoğu zaman bir annenin şefkatinde, fedakârlığında ve sessiz emeğinde yeşerir.
Belki de bu yüzden bazı emekler alkışlardan uzakta kalsa da tarihin en büyük eserleri arasında yer alır. Çünkü bir fabrikanın ürettiği ürünler yıllar sonra eskir; fakat sevgiyle yetiştirilmiş bir insanın topluma kattığı değer nesiller boyunca yaşamaya devam eder.








