Biz siyasiler gibi olamayız.
Haksızlığa uğrayan tek bir kişi dahi varsa yüreğimiz yanmalı.
Doğru bildiğimizi haykırmalı,
Elimizde kelimelerimizden başka ne kaldı gayri…
***
Bir gün adamın biri karpuz yer bir ağacın altında. Karpuz kelek çıkar. Zorda olsa yer. Yedikten sonra kabuklarını atar.
O arada fakir bir adam gelir. Atılan kabukları hem kemire kemire hem de şükrede şükrede yer.
Adam şaşırır, ‘kelek karpuzun kabuklarını şükür ederek yiyor’ diye. Sonrada söylenir;
“Zaten yukardakini siz şımartınız şükrede şükrede… Sizin şımartmanız yüzünden bu dünyada tatlı, kelek olmayan karpuz yiyemeyeceğiz…”
Şimdi bu siyasileri de şükrede şükrede biz şımarttık. Bu ülkede güven içinde, huzurlu, kavgasız bir gün geçiremiyoruz…
***
Yıllardır devam eden hatalar güzergah değiştirerek devam ediyor.
Neye, kime güveneceğimizi bilemiyoruz.
Artık şehit cenazelerine dahi ağlayamıyoruz. Büyük haykırışlarla dizlerimizi dövemiyoruz.
Şimdi sıra kimde diye bekliyoruz…
“Çorumlular, cennet ve cehennemin önünde sıra bekliyorlar.
‘Biz nereye gideceğiz?’ diye sormuşlar.
Orada bulunan melekler;
‘Sizin gumulunuzu birden alacağız, siz bekleyin’
demişler…
Bu şekilde devam ederse siyasiler hariç, ‘gumulumuzu birden alacaklar…’
***
Anadolu’nun, Mezopotamya’nın altın çağıdır Harun Reşid dönemi.
Zenginlikler içerisinde bir ülke. Ama Bağdat’ta tek cüppeleri olan iki kardeş hakim. Biri cüppeyi giyince, diğeri cüppesiz kalıyor.
Hikayeyi biliyorsunuz, anlatmaya gerek yok.
Fakat şunu sormalıyız. Bu kadar zenginlik varken, Harun Reşid’in eşi Zübeyde yüz bin parça giysisini bağışlarken, düğünlerde insanların önüne hazineler altınlar serilirken bu hakim dediğimiz iki tane kadının niye iki tane elbisesi yoktur.
Çünkü Allah adına hükmeden insanların bütün şüphelerden arınmış olması lazım.
O yüzden kimseden hırka dahi almamışlardır.
Bu yüzden büyük bir gücü ellerinde tutmuşalar ve bu kadıların önünde padişahlar diz çökmüştür.
Şimdi biz bugün kalkıp hakim ve savcılarımızı eleştirmeyebiliriz. Ama onlara bu kadıların cüppelerini hatırlatmak zorundayız…
***
İşte bu toprakların kurtuluşu bundadır. Ne zamanki hakim ve savcılarımıza bu kadıların cüppeleri, üniversitedeki hocalara Mevlana’nın, Nasrettin Hoca’nın, Akşemsettin’in cüppelerini giydirmeyi başarırsak o zaman başarmış olacağız.
Akademisyenlerimiz Katolik ritüellerden kalan cüppeleri çıkartmalıdırlar. Benim toprağımın, benim yurdumun güzelliklerini giymelidirler.
Bu topraklardaki o cüppelerin 1000 yıllık gücünü gelecek nesillere taşımalıyız.
İşte o cüppeyi giyersen ayakların yerlere değmez, bulutlarda koşarsın…
Ama bunlar o tarih ve kültür sayesinde değil, inandıkları meczup Fettullah sayesinde o üniversitelere girdikleri için hala onun cüppesini giyiyorlar…
***
Yıllardır yazıyoruz, anlatıyoruz ama bunca apaçık yaşanmışlıklara rağmen hala anlamakta zorluk çekenler var.
Hep söyledik; ülkeyi bu kafayla batırdık, bu kafayla kurtaramayız diye...
Bizim mürit, bir gün köye, şeyhini ziyarete gider.
Köyün girişinde köpekler saldırır. Kaçacak yeri de yoktur.
Şeyhinden; ‘Gel kurtar beni ya şeyhim’ diye yardım ister.
Mürit feryat figan dua ederken, başka bir köpek gelir ve diğer köpekleri kaçırtır.
O da; ‘Şeyhim köpek kılığına geldi ve beni kurtardı’ diye düşünür.
Şeyhin sohbet odasına girer ve Şeyh de sohbete geç kalmıştır, tam o anda nefes nefese odaya girer.
Bizimki; ‘Şeyhin hala nefes nefese… Mübarek hırsını alamadı, hırlaya hırlaya hala koşuyor’ der…
Şimdi bunlar hala Şeyhlerinin hırlaya hırlaya gelip kendilerini kurtaracaklarını bekliyorlar.
Bu akademisyenleri, koca koca adamları bu hale kim soktu, üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir…
***
Geçenlerde bir dostum Ak Parti ile FETÖ arasında ki ilişkiyi sordu bana.
Gerçekten Ak Parti içerisinde FETÖ’cü yok mu?
merağının haklılığında.
“Bir gün bir adam yanlışlıkla karısına; ‘boş ol’ demiş.
İslam hukukuna göre, karısına yeniden kavuşması için kadının bir başkasıyla geçici evlilik yapması lazım.
Adam köyde ızbandut gibi yarı deli 150 kilo bir adam bulmuş getirmiş.
Adamla birlikte hocanın karşısına geçmişler.
Oflu Hoca adama dönerek; ‘Şimdi bu adamla senin hanım mı evlenecek?’ diye soruyor.
‘Evet’
diyor adam.
Hoca da; ‘Peki bu ‘boş ol’ u kim söyledi’ diye soruyor.
Adam, ‘ben söyledim’ yanıtını verince, bizim Oflu Hoca;
‘O zaman bu adamın altına seni vermeli, kadının ne günahı var’
diyor.
Şimdi Ak Partili dostlarımız bu deli ızbandut adamın altına başkalarını vermek istiyorlar.
Hani söz konusu vatan ve millet olmazsa, ‘bize ne’ diyeceğiz ama diyemiyoruz.








