25. Kış Olimpiyatları İtalya’nın Milano Cortina’d Ampezzo şehirlerinde yapıldı. Spor organizasyonlarının en tepe noktası olan olimpiyat oyunları aynı zamanda bir kültür şöleni olarak da unutulmaz anlara sahne olmaktadır. Ev sahibi ülke İtalya olunca, işin içine estetiğin ve de sanatın en üst seviyeden girmesi hiç kimseyi şaşırtmadı. Kuvvetle muhtemel bu yıl ki kış olimpiyatları tarihinin en unutulmaz organizasyonlarından biri olarak tarihe geçecektir.
92 ülkeden 2600 sporcunun katıldığı oyunlarda ülkemiz 8 sporcuyla temsil edildi. Bu trajik tablonun pozitif tarafı ise olimpiyat kotası alıp yarışmalar katılmaya hak kazana 8 sporcumuzun ikisinin de Bolu/Gerede bölgesinden olmasıydı. İrem Dursun ve Abdullah Yılmaz kardeşlerimizi tebrik ediyorum.
80 milyonluk Türkiye 8 sporcu ile katılırken, 1,5 Milyon nüfuslu Estonya 31, 2 Milyon nüfuslu Litvanya 68, 5 Milyon nüfuslu Norveç 80, 8 Milyon nüfuslu İsviçre 175 sporcu ile temsil edildi. Ülkemiz Doğu’dan Batıya, Kuzey’den Güney’e kar yağışı alan bir coğrafyanın üzerinde alıyor. Kış Sporları için olanakları oldukça fazla. Yani kar da var dağ da.
Çok uzağa gitmeden kendi bölgemize bir göz atacak olursak. Ben 58 yaşındayım, benim bildiğim en az 80 yıldır Gerede’de kayak sporu yapılıyor. Bolu her ne kadar hiçbir dönem kayak sporuna gereken önemi vermese de ülkenin en önemli kayak merkezlerinin birine sahip bir şehir. Bu noktada Türkiye’nin kış olimpiyatlarında ki zayıf temsilinin ana sebebinin sporcu yetiştirme noktasında sistemsel eksiklik olduğu ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de lisanlı kayakçı sayısı 15-20 bin düzeyindeyken İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde 1 milyonun üzerindedir. Evet doğrudur, İskandinav ülkeleri başta olmak üzere Kanada, ABD, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerde çocukluktan başlayan ve bir yaşam stili olan kış sporları ciddi bir avantaj sağlasa da, bugün dağı olmayan Hollanda’nın 20 madalya ile olimpiyatlarda üçüncü sırada oluşu başka bir gerçektir
Birçok spor dalında Avrupa ve Dünya klasmanında ya düşük bir profildeyiz ya da gerilerdeyiz. Bunun en büyük sebebi ülke olarak ciddi bir spor planlaması içine giremiyoruz. Federasyon ve federasyon yönetimleri liyakatten daha çok uzak siyasi dokunuşlarla belirleniyor. Sürdürülebilir sporcu yetiştirme modellimiz hemen hemen yok. Kısa vadeli başarılar peşinde koşuyoruz. Belli branşlar beli şehirler ve belli kulüplerle sınırlı kalıyor. Binlerce yetenek bu karteller yüzünden spora küsüp kayboluyorlar. Bugün ülkede ki en popüler branşların başında gelen ‘Kadın Voleybolu’ bile aslında ciddi bir plansızlığın içinde. Şimdiden Milli Takıma 3 devşirme sporcu monte edilmiş durumda. Altyapılar bile artık balkanlardan devşirme oyuncu getiriyorlar. Türk Voleybolu tam gaz bir çeşit montaj sanayine dönüşüyor. Sultanlarda bugün hemen her takımda sahada 3 yabancıyla oynuyor. Spor bir yaşam biçimine dönüşmediği sürece kalıcı bir başarıyı beklemek olanaksız bir şey. Spor, okullara indirgenmeli bugün mevcut eğitim sistemimiz maalesef buna pek izin vermiyor. Beden Eğitimi dersleri eski günlerinin çok uzağında artık.
Tekrar Kış Olimpiyatlarına dönecek olursak. Ülke İtalya olunca katılımcı ülkelerde üstlerine başlarına daha fazla dikkat ederek oyunlara katılmış. Bir istisna hariç. Dünya’nın sayılı tekstil ülkelerinden, son derece başarılı tasarımcıları olan bir ülke Türkiye! Türkiye’miz oyunlara gitmeden önce Sirkeci’yi uğrayıp sıradan bir spor mağazasından malzemelerini toparlamış gibiydi. Diyeceksiniz ki kıyafetler mi yarışıyor. İnanın Milli organizasyonlarda ince ama çok önemli bir detaydır kıyafetler. Güven ve güç verir. 14 ay bu ülkeyi uluslararası bir ortamda (Milli) temsil etmiş bir insan olarak bunun üzüntüsünü hep duymuşumdur ki görevimin çok büyük bölümü sivil kıyafetle geçmesine rağmen. Moğolistan, Nijer, Kazakistan, Kanada, ABD, İtalya, Brezilya, Fransa, İngiltere ve Norveç takımları pistleri podyuma çevirdiğini imrenerek gördük. En azından bu noktada ilk 10’a girebilmeliydik.








