DEVLET ELİYLE YAYLA İŞGALİNE DESTEK

DEVLET ELİYLE YAYLA İŞGALİNE DESTEK

Hey gidi günler hey! Bir zamanlar yani çocukluğumda yaylaya giderdik. Niye giderdik yaylaya? Çünkü hayvanlarımız yazın köyde ekili arazilere zarar vermesin, meralarda otlar gürleşsin, hayvanlarımız Yaylanın serin ortamında otlasın ve barınsın diye giderdik. Bizim yaylaya gittiğimiz dönemde yaylada elektrik yoktu. Her evde su yoktu. Evler şimdiki gibi betonarme değildi. Ekseriyetle ahşap ya da pirket örme duvarlı evlerdi. İnsanlar da şimdiki gibi yaylanın yarısını ağılla çevirecek kadar aç gözlü değildi. Evlerinin önünü hayvanlarını alacak kadar seyyar bir ağılla çevirirler, yayla vakti bitiminde köye dönerken bu ağılı kaldırırlar ortada bir şey kalmazdı.

Zaman geçti, günler ayları, aylar da yılları kovaladı yine yaylaya gidiyoruz ve hatta yayladan hiç gelmiyoruz. Bu defaki gidiş gerekçemiz çocukluğumuzdaki gidiş gerekçemizden çok çok farklı. Bu defa vahşi kapitalizmin benliğimizi esir aldığı, tüketimimizi birbirimizle rekabet edercesine körüklediği, her birimizi filmlerdeki Burjuva yaşamına özendirdiği, bir avuç toprakla doyacak gözümüze yaylanın yarısının kâfi gelmediği, bir arazi kapma, bu arazilere villalar, çift daireler kondurma yarışı için gidiyoruz. Çocukluğumuzda yaylaya getirdiğimiz hayvanlarımızın yerini, son model jeepler, otomobiller almış, yayladaki villamızın önünde resmi tamamlayarak keyfimize keyif katıyor. Her taraf ışıl ışıl, elektrik çekilmiş, her eve su verilmiş, telefon bile bağlanmış, yaylalar olmuş birer köy, yok canım köy hafif kalır. Yaylalar olmuş birer tatil köyü. Cami de hemen biraz ötede. Kıskançlık ve hasetten sıkış sıkış bulduğun her boşluğa ev yap, komşunun geçeceği yolu da kocaman bir tel örgüyle çevir, ezan okununca da kolları sıva abdest al namaza koş. Acaba sana babandan bu kadar arazi kalır mı diye sorsalar, muhtemelen başını öne eğer, sus pus olur. Babandan kalmayan bu kadar araziyi devlet babadan mı çarpıyorsun diye sorsalar, zavallı yine boynunu eğer ama yapacağını yine yapar. İçlerinde anlı şanlı hacılar, anlı şanlı hocalar da vardır. Haramdan helalden bahsederler, ama Burjuva yarışında kimseden geri kalmazlar.

Bir de Devlet var ki işin içinde tam da evlere şenlik cinsinden. Köyde gariban vatandaş, babasının yerine hasbelkader barınacağı kadar bir ev kondursa, ceberut kesilir, hani senin ruhsatın der ve bu vatandaşa ne elektrik ne de su bağlar. Yani devlet, kendi yerini korumaz, ama gelir senin babanın yerine kâhyalık satar. Bakın aynı devlet ne yapar? Yani senin babanın yerine elektrik ve su bağlamayan aynı devlet, yaylalardaki devlete ait güzelim arazilerin ihtiyacından kat kat fazlasını tel örgüyle çeviren, içine bir de villa konduran gözü doymazlara, devletin bütün imkânlarını seferber ederek, asfalt yol yapar, elektrik ve su bağlar. Sonra ne mi yapar? Sonra da devlet ve vatandaş el ele verir ziyafet çekerler hep birlikte başarılarını kutlarlar.

Devlet kendi eliyle yaylaların işgalini, kaçakları meşrulaştırıyor. Asıl hizmet alanlarına sarf edilecek kaynakları, illegal biçimde kaçakları meşrulaştırmakta harcıyor. Köylerde ve mahallelerde iskân ruhsatı soran devlet, hiçbir resmi kaydı olmayan yerlere elektrik ve su bağlıyor. Bundan şu anlam çıkıyor. Bizim Türkiye Cumhuriyeti Kanunları, yönetmelikleri vesaire, yaylalarda ve dağlarda geçmiyor. Köyde ve mahallede iskân ruhsatın yoksa devletten hizmet alamazsın, ama yaylaya ve dağa çıkarsan hizmet ayağına bedava gelir. Haydi, o zaman durmayalım hepimiz yaylaya çıkalım.

Yorum yazın

UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
8EKİ2016